Çağrı Saray’ın “Rooms of Spleen” Sergisi, 7 Kasım 2025 tarihine kadar Vision Art Platform’da izlenebilir. Çağrı Saray şu metni kaleme almış: 2023 yılında gerçekleştirdiğim Horror Vacui sergisi, üretimimin seyrini değiştiren bir dönüm noktası oldu. O sergide, Handke’den aldığım ilhamla kullandığım boşluk metaforu, beni daha derinlere, “spleen” yani “sıkıntı” kavramına taşıdı. Benim için spleen, Baudelaire’in ya da Benjamin’in anlayışının ötesinde, yalnızca modern insanın değil, insanlık tarihi kadar eski bir meselenin adı.

Coğrafyaya, kültüre ve kişinin dünyayla kurduğu ilişkiye göre biçim değiştiren, farklı yüzleri olan bir kavram. Romalıların Taedium Vitae’sinden Yunanların Acedia’sına uzanan uzun bir geçmişe sahip. Kutsal metinlerde bile belirsiz ama varlığı hissedilen bir hâl olarak karşımıza çıkıyor. Bu kavramı tek bir sözcükle tanımlamak kolay değil. İngilizce’de spleen ya da boredom, Fransızca’da ennui, Almanca’da Langeweile olarak karşılık bulsa da her dilde farklı yan anlamlar taşıyor. Yine de işaret ettikleri içerik bakımından ortak bir zeminde buluşuyorlar. Pascal’dan Russell’a, Schopenhauer’den Heidegger’e kadar pek çok filozof bu kavram üzerine düşündü, farklı yöntemlerle açıklamaya çalıştı. Benim için spleen, yalnızca bir kavram değil; görünmeyen ama hissedilen bir durum. Dostoyevski’de, Goethe’de ya da Sartre’da duyumsadığımız o görünmeyen yabancı aslında tam da spleen’in kendisi.
Bugün savaşlar, iklim krizi, mülteci sorunu, yersiz yurtsuzluk ve ekonomik çöküşler aynı anda tüm dünyayı saran ve sarsan temel meseleler olarak karşımızda duruyor. Tüm bu sorunlar, spleen için en uygun zemini hazırlıyor. Benim için spleen, sinsice gizlenen, etrafında olup biten tüm gerilimleri içine çeken, bireyin içine yerleşip onu yalnızlaştıran, çoğulculuğun önüne barikatlar ören bir tür simbiyot gibi. Ama odaklanmaya çalıştığım spleen, yalnızca edilgen ve bastırıcı değil. Milan Kundera’nın sıkıntı üzerine yaptığı kategorizasyonda söz ettiği gibi, otomobilleri ateşe verip vitrin camlarını indiren gençliğin isyankâr sıkıntısını da taşıyor. Yani spleen’i aynı zamanda bir direniş biçimi olarak gören, üretmeyi, sözünü sakınmamayı, direnç göstermeyi bir görev gibi üstlenen, akılcı, motive edici, hatta harekete geçirici bir unsur. Benim için spleen, tam anlamıyla ateşleyen bir güç. Vision Art Platform’da gerçekleşecek olan Rooms of Spleen sergisi de tam olarak bu bakış açısını yansıtıyor. Galeri mekânı farklı odalara bölünüyor; her oda kavramın farklı tezahürlerini taşıyan imgelerle fragmanter bir bütünlük oluşturuyor. Şimdi gelin, bu odalara birlikte göz atalım.

Kişisel Alan
Bir önceki atölyemden ayrılış hikâyem, bu odanın merkezinde duruyor. Burada gördüğünüz, atölye mobilyası olarak yeniden işlev kazanmış ev içi nesneler -berjerler, sehpalar, danteller- aslında mekân ve kent politikalarıyla doğrudan ilişki kuruyor. Bu oda, soylulaştırmayı (gentrification) merkeze alan bir yerleşim. Sorunun tam ortasında olduğumuz kadar, bir o kadar da dışındayız. İzleyici, eski atölyeye ancak tek bir delikten bakabiliyor; bakış kısıtlı, parçalara bölünmüş. Kazaların fotoğrafları, odun yığınları, yarım bir kapı ve bir kamyonet dolusu atölye eşyası… Zorunlu salınımlar, bir yerden başka bir yere savrulmalar, istem dışı taşınmalar… Bunların her biri, yalnızca evlerimizi ya da atölyelerimizi değil, aslında bedenlerimizi de hâlâ tehdit ediyor.

Egzersizler
Yalnızlığın hâkim olduğu bir boşlukta, sanatçı nasıl varlığını sürdürür? Mekânların ısılarını ölçüyor, yükseklik ve uzunluklarını belirliyor, tüm bu ölçümleri obsesif bir şekilde tekrar ediyorum. Bir yandan mekânla aramda rasyonel veriler üzerinden yeni ilişki biçimleri kurmaya çalışırken, bir yandan da hafızamı diri tutmak, unutmamak için gündelik egzersizlerimi hayata geçiriyorum.
Üretim, yalnızca bir sonucun ortaya çıkışı değil; mekânı bedenimle ölçtüğüm, kayıt altına aldığım, tekrar tekrar yürüdüğüm süreçlerde gerçekleşiyor. Böylece mekân da kendi hafızasıyla yeniden sahneye çağrılıyor. Tüm bu ölçümleri temsilen ürettiğim 4 metrelik çizim, hareketi ve arşınlama eylemini görünür kılıyor.

Orijin
Sergideki en dingin, en sakin odaya giriyoruz. Burada Paris’e ait üç hafıza mekânı, dört çizimle karşımıza çıkıyor. Benjamin’in Pasajlar’ında söz ettiği “Galerie Vivienne”in ikonik giriş kapısı, içeriye adım attığımızda bizi çevreleyen sarmal, Foucault Sarkacı’na ev sahipliği yapan “Panthéon”; ve Paris Komünü’nün bastırılmasının ardından yükseltilmiş, hâlâ baskın bir gücün temsilcisi olan “Sacré Coeur” … Hepsi tarihin sessiz tanıkları gibi, sarsılmaz konumlarından bize mesafeli bir sorgulama imkânı sunuyor. Ernest Pignon-Ernest’in serigrafiyle çoğalttığı, öldürülmüş Komünarların hayaletleri artık “Sacré Coeur”un basamaklarında görünmese de hafızalarımızda yaşamaya devam ediyor. Bu oda, geçmişle bugünün bulanık bir temas alanı hâline geliyor; çizgilerin tekrarında titreşen belirsizlik, tarihsel tanıklığın sürekliliğini ve kırılganlığını aynı anda hatırlatıyor.

Coğrafya
Zamanın bir noktasında donup kalmış sanrıların odasındayız. Burada, ulusal anlatının güçlü ama aynı zamanda yorgun temsilleri karşımıza çıkıyor. Odanın içinde siyah dalgalanan bayrak sekansları, çelikten bükülüp donmuş bayraklar ve Emin Barın’ın harfleriyle yazılmış Gençliğe Hitabe bulunuyor. Burası, bize nerede olduğumuzu asla unutturmayan, gücünü ve baskısını her daim hissettiren bir bekleme odası. Hem içerideyiz hem dışarıda, sembollerin ağırlığı altında kalıyor, aynı zamanda onları sorgulamanın eşiğinde duruyoruz. Bu oda, ulusal sembollerin ne kadar kırılgan, ne kadar tekrarlarla ayakta duran formlar olduğunu açığa çıkarıyor.
Rooms of Spleen, ilk bakışta birbirleriyle doğrudan ilişkisi görünmeyen, ama spleen kavramının kılavuzluğunda aynı akışta buluşan resim, desen, fotoğraf ve video çalışmalarından oluşuyor. Bu üretimlerde, bir sanatçı olarak beni biçimlendiren coğrafyanın, kültürün hem yerel hem de evrensel izlerini görmek mümkün. Serginin bölümleri olan Kişisel Alan, Egzersizler, Coğrafya ve Orijin başlıkları altında yer alan imgeler, spleen’i hem olumsuzlayan bir kaynak hem de o kaynağa karşı geliştirilen direniş stratejilerini barındıran imgeler olarak izleyiciye sunuluyor.
Gelin, şimdi bu odaları birlikte gezelim.”
Çağrı Saray
Bilgi için:
info@visionartplatform.com
Adres: Süleyman Seba Caddesi, Akaretler No:35 Beşiktaş, İstanbul



















