2 Haziran’a kadar Habitat Sanat’ta görülebilecek “Kuş Koysunlar Yoluna”, sanatçının uzun yıllara yayılan üretimlerinden bir seçkiyle karşımıza çıkıyor.
Sergide ayrıca sanatçının ahşap ve kinetik heykellerinden, pentüre, camaltı resimlerinden dikişle yapılmış üretimlerine kadar çok farklı malzeme ve tekniği bir arada görme imkânı sunuyor.
Serginin küratörü Mahmut Wenda Koyuncu, sergiyi şu metinle anlatıyor:
“Kuş Koysunlar Yoluna; varlığın dilde, mekânda ve zamanda katılaşmış hallerine akışkan, uçucu bir bakış sunma gayretidir. Sergi; gözümüz, algımız ve zihnimizin; varlığa veya şeylerin düzenine dair kabullenişlere başka bir pencere açma girişimidir.
Okay’ın ortaya koyduğu imgeler; tarihsel olarak kurgulanmış, inşa edilmiş ve sabitlenmiş söylemlerin düzenine göre hareket etme biçimlerini kritik eder. Zihinsel terbiyelenişimizin varlıklar arasında özdeşlikler, soyutlamalar veya benzerlikler kurma; ayrımlar ve genellemeler yapma biçimlerini deforme etmeyi hedefleyen Okay, farklı türler arasındaki amorf geçişleri hareket içinde plastikleştirir.
Konvansiyonel olarak değişmez kabul edilmiş birçok şey, durum veya olgunun; duyular, duygular ve algılar üzerindeki etkilerini görünür kılan sergi, doğal yaşantıları forma sokma eğilimini normalleştirme pratiklerine dikkat çeker. Şeylerin doğal düzenine – ki doğal bir düzen yoktur – bakışımızın masaya yatırıldığı ve tanıdık türlerin tuhaf ve alışılmadık formlarından uzaklaştırıldığı sergi, inşa edilmiş bakışları tekinsiz bir karşılaşmaya terk eder.
Durum, kabaca; Platon’un idea kavramsallaştırmasında yaşamdan ve dünyadan uzaklaşan bakışıyla Aristoteles’in form kavramıyla dünyaya biraz daha yakınlaştıran bakışını tersyüz edilme halidir. Yani varlığa ve yaşama dair anlam ve kavramın; temasın, deneyimin, duygunun veya sezginin önüne geçirilişine bir soru işareti bırakma gayretidir Okay’ın yapmaya çalıştığı.
Bergson’un zamanı dışarıda bırakma girişimleri olarak öne sürdüğü bu düşünce biçiminde sanatçı, zamanın içinde yol alan imgelerin diriliğiyle karşılık verir. Kasılan, gerilen, uzayan figürler; idealar ve formlar etrafında biçimlenen sabitlikleri kesintiye uğratma, varlığı başka imge patikaları ile düşünebilme pratiklerini görünür kılar.
İddia odur ki, beden veya varlık kısmen organik kısmen de protez kuvvetlerin bileşkesidir. Hiçbir varlık varoluşundan ana kadar değişmez, sabit, homojen veya monokrom bütünlükler değildir. Varlıklar birbirini etkiler, dönüştürür ve birbirinin içinden geçer. Taş, insan, su, bitki, hayvan birbirini oluşturur bu bengi dönüşte. Farklılaşarak ve tekrar ederek…
Sanatçının dişil bir hissiyat ve akılla ortaya serdiği imgeler, eril tahakkümün kavramakta zorlanacağı imgelerdir. Formlar sürekli bir kaçış çizgisindedir. Tanımlamaya veya adlandırılmaya direnirler. Eril dünyanın formlar, söylemler, yasalar, kimlikler, cinsiyetler inşa etme ekonomisine sığmazlar. İdealar yaratan, bedenin potansiyelliklerini bastıran ve görünmez kılan standardize pratikleri tamamen geçersiz kılar sanatçı.
Aynı zamanda sömürü ve tahakküm ilişkilerine de meşruluk kazandıran bu düşünce biçimlerine şerh koyarak tanımsız nesnelere çevirir. Okay’ın bize gösterdiği imgeler bir açıdan, bir arada durmaz denen kuvvetleri bir araya getirmenin yollarını arar. Bir organın devamında beklenmedik bir şekilde makinesel uzuvlar belirebilir. Bu parçaların bir araya gelmesi bir sebeple daha adil, daha eşitlikçi ve diyaloğa açık bir dünya imgesinin alegorileri de olabilir.
‘Kuş Koysunlar Yoluna’, müntehir şair Nilgün Marmara’nın aynı adlı şiirinden esinle sergi ismi olarak seçilmiştir. Sanatçı; kediler, kuşlar, kadınlar ve diğer varlıklar arasında alışıldık formlardan uzaklaşarak bir tür oyun ortamı yaratarak sevgiye ve duyguya açılan bir dünya imgesi kurar.
Bütüncül, tamamlanmış, içe kapalı formlar yerine, hareketli, açık, parçacıklı ve oluş halindeki imgelerdir ve bütün bunlar yoldaş bir türdeşliğin imkânını sorgularlar. Böylece formları genellikle melez ve kimliksiz, figürleri de bu dünyadan değilmiş gibidir Okay’ın. Grotesktirler.
Bir kuş kafesi bir eteğe, bir etek bir çadıra, bir çadır saf bir üçgene, bir üçgen bir kuş gagasına, bir gaga bir kadın göbeğine, bir göbek devasa bir kaşığa evrilir. Varlıklar sürekli birbirini doğurur. Birbirine sarılan, birbirine yol gösteren, birbirine çiçek uzatan, birbiri için dans eden figürlerdir bunlar.
Kediler, kadınlar ve kuşlar, verili dünyanın ötesine uzanarak şiirsel bir habitatı var ederler. Sergi mekânının Habitat Sanat (İBB’nin Şişli’de kamuya kazandırdığı yeni kültür, sanat, bilim alanı) olması, serginin yaratıcı enerjisiyle uyumlu enteresan bir rastlantıya denk düşüyor ayrıca.”



















