Kun Art Space, Mustafa Özbakır’ın eserlerine ev sahipliği yapıyor. “Kabuklarımla Bir Meyve Miyim Yara Mı” başlıklı sergide sanatçının resimleri, tanıdık yüzler, ezberlenmiş dizeler, bildiğimiz ama unuttuğumuz anlar eşliğinde, Özbakır’ın kendisine sorduğu sorudan bize yanaşıyor, gözlerimize tutturduğu hüzünle ve bizim yaramızın kabuğunu da kaldırarak… Cem Adrian’ın sergiye özel bestelediği “Yara” adlı şarkısı, Kun Art Space’te sergi boyunca eserlere eşlik edecek.
Nazlı Pektaş’ın, kaleme aldığı sergi metninde şu cümleleri okuyoruz: “Mustafa Özbakır, bu sergiyle bizi bir aynanın önüne değil, bir “sis”in içine bırakıyor. O siste kendimizi aramaya başladığımızda, meyvenin tadı ile yaranın sızısının, aynı kökten beslendiğine varıyoruz. Sanatçının paleti, dünyayı daha net görmemizi değil, bakışımızı daha derinlere çevirmemizi söylüyor. Sisler arasında; beden ile ağaç gövdesi, ten ile kabuk, meyvenin sulu ve tatlı içiyle gözyaşının tuzu birbirinin girdabına tutuluyor. Yaranın kabuğu meyvenin çekirdeğine dönüştüğünde; ışık sızıntı olmayı bırakıp, maddenin kendi içine birikmiş ağır sessizliğin ta kendisi oluverir. Mustafa Özbakır’ın tuvallerinde yüz, bir temsil alanı olmaktan çıkar; zamanın üzerinde biriktiği, her çiziğin bir tuğla gibi örüldüğü o aşılmaz hafıza duvarına dönüşür. Sis, nesneleri belirsizliğe gömmez; aksine onları kendi özlerine, o kaskatı ve saf mevcudiyetlerine hapseder. Burada kabuk, sadece eti örten bir deri değil, varlığın kendi trajedisini sakladığı sert bir zarf, bir yapı taşıdır. İnsan bu sisin içinden geçtiğinde, bir meyvenin kendi çekirdeğine rücu etmesi gibi, kendi sızısının en sağlam mimarisiyle karşılaşır. Ve bu sızının kaynağı, yaranın kabuk bağlamasından öte o kabuğun altında yatan sert hakikati, yani o parçalanmaz çekirdeği avucunda tutabilmenin cesaretindendir.

Özbakır’ın resimleri, yapay bir melankoli inşasına kaçmadan, kabuğu kaldırmayı deniyor. Yüzler ve bedenler, bir hikâyenin dramatik zirvesine kurulmuş değil ama bir hikâyenin içinden geçip gelmiş de üstüne toz sinmiş, söz değmiş gibi. Bir sanat tarihçisi için bu tür bir resim dili, ister istemez portre geleneğine doğru kıvrılır. Rembrandt’ın kendi yüzüne eğildiği oto portrelerdeki sakin, inatçı, zamanla aşınmış hakikat duygusu; Caravaggio’nun figürleri karanlıktan çekip alan ışığı, Géricault’nun “insan yüzünü” toplumsal yaraya dönüştürmesi… Bu isimleri anmak, Özbakır’ın resimlerini bir “usta listesine” iliştirmek için değil. Daha basit bir şey için: Bu resimleri, yüzün estetik bir nesne olmasının ötesinde tanıklık yüzeyi olarak da okuyabilmek için.”
Mustafa Özbakır Hakkında
1982 Adana doğumlu Mustafa Özbakır, Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Eserleri ulusal ve uluslararası birçok etkinlikte yer alan sanatçı, çalışmalarına Adana’daki atölyesinde devam ediyor.



















