Cumhuriyet’in en önemli kurumlarından İş Bankası’nın desteğiyle kurulan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Cumhuriyet Bayramı’nda yani 29 Ekim 2025’te ikinci yaşını kutlayacak. 1000’i aşkın sanatçının 2 bin 800’den fazla eserini barındıran Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu, iki yıldır Beyoğlu’nda bulunan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde sergileniyor. Müze açıldığından bu yana Türk resminin eski ve modern duayen isimlerinin yeniden görünür olmasını, hak ettiği değeri bulmasını sağlamasında çok önemli bir rol oynuyor. Ayrıca Müzenin kalıcı koleksiyonu da yenilenmeye ve önemli sanatçıların eserleri de koleksiyona katılmaya devam ediyor. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi Müdürü Canan Atlığ ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide klasik resim sanatımızın tarihini yansıtan bir koleksiyon olma ayrıcalığına sahip eser seçkisini, süreli sergileri, Anadolu’ya kadar yayılan etkileyici sanatsal etkinliklerini konuştuk.
Röportaj: Ümmühan Kazanç

1940’lı yıllardan itibaren titizlikle biriktirilen Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu, Osman Hamdi Bey’den Şeker Ahmet Paşa’ya, İbrahim Çallı’dan Hikmet Onat’a kadar 1000’i aşkın sanatçının 2 bin 800’den fazla eserinden oluşuyor. Koleksiyondan yola çıkılarak hazırlanan özel bir seçki Resim Heykel Müzesi’nin açılmasıyla ilk kez toplu olarak 2023 yılından bu yana sergilenmeye başladı. Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu, Türk Resim Sanatı’nın başlangıç yıllarından itibaren üretilmiş yapıtlar ile günümüze uzanan gelişim sürecini işaret eden sanat yapıtlarını bünyesinde topluyor. Bu özelliğiyle de klasik resim sanatımızın tarihini yansıtan bir koleksiyon olma ayrıcalığına sahip. Böylesine muazzam büyük öneme sahip bir koleksiyonu ve müzeyi yönetmek nasıl bir duygu?
Müzemizde sergilenen eserler, sizin de söylediğiniz üzere hem ülkemizin kültürel belleğini hem de sanat tarihimizin gelişim çizgisini yansıtıyor. Osman Hamdi Bey’den günümüz sanatçılarına uzanan bu süreklilik, aynı zamanda Cumhuriyet tarihimizin de bir yansıması. Bu açıdan geçmişle bugün arasında güçlü bir köprü kurduğumuzu söyleyebilirim. Bir sanat tarihçi olarak, her biri kendi döneminin tanığı olan bu değerli eserlerle aynı çatı altında olmak bana mesleki açıdan büyük bir heyecan ve derin bir ilham veriyor. Türkiye İş Bankası gibi ülkemizin en köklü kurumlarından birinin, Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan ettiği bir müzenin kurucu müdürü olarak görev almak ise, benim için tarif edilemez bir onur ve gurur verici bir sorumluluk oldu.

29 Ekim 2023’te kapılarını açan ve ikinci yaş gününü kutlayan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin (RHM) sanat dünyasında yarattığı sinerjiyi, etkiyi nasıl yorumlarsınız? Çağdaş sanatın, sanat piyasasını domine ettiği bir dönemde Resim Heykel Müzesi’nin açılmasıyla Türk resminin eski ve modern duayen isimlerinin yeniden görünür olmasını, hak ettiği değeri bulmasını sağladığını düşünüyorum. Siz buna katılıyor musunuz?
Kesinlikle katılıyorum. Çağdaş sanatın yoğun olarak öne çıktığı bir dönemde, geçmişin ustalarının yapıtlarını güncel bir bağlamda gösterebilmek, ziyaretçiler için hem öğretici hem de heyecan verici bir deneyim sunuyor. Günümüz çağdaş sanatını daha iyi anlayabilmek için, önce ülkemiz sanatının tarihini görmek ve bunu anlaşılır bir hikâyeyle sunmak gerektiğine inanıyorum. Bu açıdan, kurucu küratörümüz Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun hazırladığı kalıcı koleksiyon sergimiz Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu Işığında Türk Resmini İzlemek, tam da bu amaca hizmet ediyor. Kronolojik ve tematik bir anlatımla Şeker Ahmet Paşa’dan Refik Anadol’a uzanan seçkimiz, ziyaretçilere Türk sanatının tarihsel gelişimini ve çağdaş sanatın geldiği noktayı bir arada gösteriyor.
Ayrıca, klasik ve modern dönemin önemli isimlerinin yeniden görünür hâle gelmesi ve hak ettikleri değeri bulmaları açısından sergimizin kritik bir rol üstlendiğini de söyleyebilirim. Tüm bu süreçler, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin sanat dünyasında yarattığı etkileşimi güçlendiriyor ve farklı kuşakların eserlerini bir araya getirerek zengin bir diyalog yaratıyor.

Müzenin kalıcı koleksiyonunun da yakın zamanda yenilendiğini biliyoruz, ayrıca ünlü sanatçılarımızın kimi eserleri de koleksiyona katıldı. Hangi isimler koleksiyona katıldı? Bu yeni isimler seçilirken nasıl bir küratöryel yöntem izlendi?
Kalıcı koleksiyon sergimiz dönemsel olarak yenileniyor. Kurucu küratörümüz Prof. Dr. Gül İrepoğlu, sergimizde özellikle ismi çok bilinmeyen -çoğunluğu kadın- sanatçılara alan açmayı önemsedi. Bu doğrultuda, çoğu zaman gölgede kalan sanatçılara, özellikle sanatçı kadınlara hak ettikleri temsil düzeyini sunmak, koleksiyonumuzu geliştirirken temel yaklaşımlarımızdan biri oldu. Bu çerçevede, Mihri Hanım’ın ilk kez sergilenen Otoportre’si, Fahrünnisa Zeid’in Mevleviler’i, Füreya Koral’ın seramikleri, Aliye Berger ve Semiha Berksoy gibi öncü isimler ile Azade Köker gibi günümüz sanatçı kadınlarının eserlerini koleksiyonumuza ve sergimize ekledik. İş Sanat’taki tüm yöneticilerin ve kurucu küratörümüzün kadın olması da her yeni sanatçı kadın eserinin koleksiyona katılmasını ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı hâline getiriyor.
Tabii ki koleksiyona katılan her yeni eser bizi ziyadesiyle heyecanlandırıyor. Sanat tarihimizin en ikonik yapıtlarından Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi’ni sergimize dâhil ettiğimiz günkü coşkumuzu hâlâ hissediyoruz. Rahmi Aksungur tarafından müzemiz için özel üretilen Özlem heykeli de başyapıtlarımız arasında yer alıyor.

İkinci yaşımızı kutladığımız bugünlerde, Refik Anadol’un Büyük Doğa Modeli projesinin ilk eseri Türkiye-Flora da koleksiyonumuzun ilk yapay zekâ veri resmi olarak, güncel sanatın yeni dinamiklerini temsil etmek üzere ziyaretçilerimizle buluşuyor. Amacımız, geçmişin ustalarının eserleriyle bugünün güncel üretimlerini bir araya getirerek, ülkemiz sanatının tarihini ve güncel gelişimini bir panoramada sunmak ve ziyaretçilere daha zengin, kapsamlı bir deneyim yaşatmak.

Kalıcı koleksiyona ek olarak büyük ses getiren süreli sergiler de düzenliyorsunuz. Müzenin ilk sergisi “İstanbul’un Resmi”, ikinci süreli sergisi “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler”… Şimdi de “Yan Yana” başlıklı yeni süreli sergi sanat dünyamızdan iki önemli çiftin, Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor. 10 Temmuz 2026 tarihine dek devam edecek bu önemli sergiyi sizden dinlemek isteriz.
Müzemizin ilk süreli sergisi İstanbul’un Resmi’ni Antalya’da, geçen yıl açtığımız Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler sergimizi ise Ankara Galerimizde sanatseverler ile buluşturduktan sonra, şimdi de Yan Yana başlıklı yeni sezon sergimizi Müzemizde açmanın sevincini yaşıyoruz. Yan Yana, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerin yanı sıra başta Rahmi Eyüboğlu olmak üzere Eyüboğlu Ailesi ve İmren Erşen koleksiyonlarının cömert katkılarıyla hazırlanan özel bir seçkiyi sunuyor. Sergide, Melahat ve Eşref Üren katını Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp, Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu katını ise Ömer Faruk Şerifoğlu hazırladı; serginin ve önümüzdeki aylarda yayınlanacak sergi kitabının tasarımını ise Timuçin Unan yaptı.
Bu sergi yalnızca iki çiftin yaşamını ve üretim sürecini aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda her sanatçının kendi yolculuğunu ve bu yolculukların birbirine temas ettiği ya da ayrıldığı noktaları da izleyiciye gösteriyor. Eren Eyüboğlu ve Melahat Üren’in kendine özgü duyarlılıkları ile Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Eşref Üren’in anlatıları birleştiğinde, ortaya sadece bir çiftler hikâyesi değil, çok sesli ve katmanlı bir sanat tarihi anlatısı çıkıyor. Melahat Hanım’ın yaşamı boyunca kişisel bir sergi açma fırsatı bulamaması veya Eren Hanım’a göre daha az tanınması, sergiyle sanatçı kadınların değerli üretimlerini hak ettikleri biçimde görünür kılmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ziyaretçilerimiz hem sanatçı çiftlerin ortak yaşamına hem de dört ayrı sanatçının iç dünyasına yakından bakma fırsatı buluyor. Sergimiz, ‘yan yana’ olmanın, birlikte üretmenin, birbirinden beslenmenin ve çoğu zaman görünmez kalan emeği hatırlamanın farklı boyutlarını keşfetmeye davet ediyor diyebiliriz.

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin etkinlik salonu BlackBox da kültür sanatın farklı alanlarında seminerlere ev sahipliği yapıyor ve ücretsiz çocuk sanat atölyeleri sezon boyu sürüyor. BlackBox gerçekten çok keyifli ve önemli bir etkinlik alanınız. Yeni sezonda hangi sürprizler sanatseverleri bekliyor?
Kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Evet,Black Box etkinlik alanımız, açıldığı günden bu yana kültür ve sanatın farklı disiplinlerinden dopdolu, keyifli programlar sunuyor. Çocuklar için sezon boyu ücretsiz atölyelerimiz hem eğitici hem de eğlenceli deneyimler sağlarken, hafta sonları düzenlenen yetişkin rehberli turları da büyük ilgi görüyor.
Bu sezon da sanatseverleri birbirinden zengin etkinlikler bekliyor diyebilirim. Sezonun açılış semineri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikleri’nden seçilen başyapıtları edebiyatımızın değerli kalemleriyle buluşturan Seray Şahinler’in moderatörlüğünde Edebiyat Rotası ile başladı. Sezon boyunca Havva İşkan’ın Çağlar Arasında Yolculuk konuşmalarıyla, Cengiz Özdemir ise Anadolu Destanları serisiyle sanatseverleri mitolojik ve tarihsel yolculuğa çıkartıyor. Opera yönetmeni Figen Ayhan’ın Sanatın Başka Tarihi konuşmalarında ise, eserler aracılığıyla farklı dönemleri inceliyor. Kadın sanatçılara odaklanan yeni etkinlik dizimiz “Kadınların Gözünden” için de heyecanlıyız. Türkiye’de modern sanatın oluşum ve gelişim süreçlerine katkı sunan sanatçı kadınların üretimleri ele alınıyor. Türkiye’nin ilk seramik sanatçısı Füreya Koral’ın yapıtlarına odaklanarak başladığımız seri Mihri Hanım ile devam ediyor.
Yeni süreli sergimiz Yan Yana da kendi konuşma dizisine ilham verdi. Serginin küratörleri Yan Yana Konferanslarında, Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu çiftlerinin yaşamları ve eserlerinin sanat tarihimizdeki yansımaları ele alınıyor. Geçen sezon ilgiyle takip edilen Gül İrepoğlu Anlatıyor konferansları koleksiyonumuzda yer alan eserlerden ilhamla bu sezon da devam ediyor.
Yazar ve sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez’in her ay farklı bir dönemin etkili sanat akımlarını ele aldığı Ayşegül 20. Yüzyılda serisi de bu sezon sanatseverlerle buluşmaya devam eden programlar arasında. Sanat tarihçi Doç. Dr. Ayşe Köksal ile Görmenin Halleri etkinliği, geçmişten günümüze sanat eserlerini birbiriyle konuşturan ortak güzergâhları keşfetmeye devam ediyor. Seza Sinanlar Uslu ile İz Sürüyoruz sezonun ilk buluşmasında ise, sanatçı kadın İvi Stangali’yi mercek altına aldı. Kentin sanatsal ve kültürel birikimini sanatçıların gözünden yansıtan İstanbul Hafızası kültür-sanat gazetecisi Bahar Çuhadar’ın moderatörlüğünde buluşmaya devam ediyor.
Kısacası, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi yalnızca bir sergi mekânı değil, sanatın her alanına dokunan bir kültür merkezi olarak işliyor; kapsayıcı yaklaşımımızla, her yaştan ve ilgiden ziyaretçiyi sanatla buluşturmayı amaçlıyoruz.

Yetişkinlere yönelik eğitim programlarınızdan “Köklerinden Günümüze Türk Resmini İzlemek” sertifika programında da yeni dönem başladı. Bu programı biraz anlatabilir misiniz? İlgi nasıl?
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde yetişkinlere yönelik öğrenim programlarımız, katılımcılara hem tarihsel bir bakış hem de güncel sanat okumaları kazandırmayı hedefliyor. Bu kapsamda, müzenin kurucu küratörü Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun hazırladığı “Köklerinden Günümüze Türk Resmini İzlemek” programı, geçen dönem büyük ilgi görmüştü. Şimdi, biraz daha genişletilmiş içeriğiyle yeniden başlıyor.
Her Salı 18.30–20.30 saatleri arasında gerçekleşen sekiz haftalık bu program, resim sanatımızın gelişimini ve yerel sanat mirasımızın zenginliğini derinlemesine anlamak isteyen katılımcılara rehberlik ediyor; Anadolu’daki betimleme geleneğinin Göbeklitepe’den başlayarak Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine uzanan izleri sürülüyor. Minyatür sanatından tuval resmine geçiş, bu alandaki öncü ressamlar, 1914 Kuşağı, dönemin sanatçı kadınları, d Grubu’nun yenilikçi arayışları ve çağdaş sanata uzanan ifade biçimleri programda ele alınan başlıklardan bazıları.
Katılımcılar, sekiz haftalık programı tamamladıklarında Gül Hocamızın da imzasının bulunduğu bir katılım belgesi alıyorlar. İlgi gerçekten yüksek; sanat tarihine meraklı, farklı yaş ve meslek gruplarından çok sayıda kişi bu programa düzenli olarak katılıyor.

İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu, İstanbul’la sınırlı kalmıyor ve farklı sergiler ve seçkilerle Ankara başta olmak üzere Anadolu’daki sanatseverler ile buluşuyor. Bu bağlamda; RHM’nin öğrenme programlarından Anadolu Sergileri, temmuz ayında Çal ilçesinde başladı; Milas, Gelibolu, Kocatepe, Antakya’da sanatseverlerle buluşan farklı seçkilerin yeni durağı Ekim sonunda Midyat oldu. RHM’nin ilk süreli sergisi İstanbul’un Resmi, Antalya Kültür Sanat’ta; ikinci süreli sergisi Tat ve Sanat ise İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açıldı. Bu etkinlikler, sanatın Anadolu’nun önemli merkezlerine, periferiye yayılması bakımından çok kıymetli. Aslında bu etkinliklerin organizasyonun çok zor olduğunu tahmin edebiliyorum. En basitinden eserlerin güvenliği önemli bir başlık. İstanbul dışındaki etkinlikleriniz ile ilgili neler söylemek istersiniz?
“Herkes için Sanat: Anadolu Sergileri” ile amacımız, isminden de anlaşılacağı üzere, sanatı toplumun her kesimine ulaştırmak. Türkiye İş Bankası’nın farklı şehirlerdeki şubelerinde, sadece hafta sonları düzenlenen gezici sergiler aracılığıyla koleksiyonumuzda yer alan eserleri Anadolu’nun kalbine taşıyoruz. Aslında, Anadolu’daki pek çok İş Bankası şubesi geçmişte duvarlarında sergilenen tablolarla adeta küçük sanat galerileri işlevi görüyordu. Biz de bu gelenekten ilham alarak, “Herkes için Sanat: Anadolu Sergileri” projesini Müzemizin öğrenme programlarının bir parçası olarak hayata geçirdik.
Türk resim sanatının temel taşlarını oluşturan pek çok sanatçımız, yurt dışında aldıkları eğitimin ardından Anadolu’ya dönerek öğretmenlik gibi önemli görevler üstlendi, ilhamını bu topraklardan alan eserler üretti. Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’nda da bu üretimlerin çok kıymetli örnekleri yer alıyor. Bu eserler yalnızca estetik değerleriyle değil, tarihsel ve kültürel tanıklıklarıyla da büyük önem taşıyor. Proje kapsamında, Anadolu’nun farklı ilçelerinde yerel kültüre uygun temalarla hazırlanan, mini seçkiler sergileniyor. Sergilere sanat tarihçilerimizin anlatıları, çocuk atölyeleri ve çeşitli öğrenme etkinlikleri eşlik ediyor. Dokunduğumuz her insan bizim için çok kıymetli. Bu nedenle, özellikle sanat galerisi ya da müzesi bulunmayan ilçelere öncelik veriyoruz.
“Müzeleri insanlar ziyaret eder de eserler etmez mi hiç?” başlığı altında “Ayın Misafiri” konseptiniz de var. Bu konsept nedir?
“Ayın Misafiri”ne gelirsek, pek çok müze gibi, bizim de koleksiyonumuzda yer alan ama sergileme imkânı bulamadığımız birçok değerli eser var. Biz de “Müzeleri insanlar ziyaret eder de eserler etmez mi hiç?” diye sorduk ve bu kıymetli eserleri sanatseverlerle buluşturmak için Şubat 2024’te “Ayın Misafiri” projemizi hayata geçirdik. Her ayın birinci günü, depomuzda korunan bir eseri seçerek müzemizin farklı kat veya odalarında sergiliyor, Müzemizde misafir ediyoruz. Ziyaretçilerimiz de bir ay boyunca misafir olan eseri yakından görme fırsatı yakalıyor. Böylece zengin koleksiyonumuzdan daha fazla eseri görünür hale getirerek sanatseverlere her ay yeni bir keşif sunuyoruz.

Son olarak, müzenin tarihi binasını da konuşmak isteriz. 1900’lerin başında inşa edilmiş tarihi Baudouy (Bodvi) Apartmanı’nda yer alıyorsunuz. Bu apartmanın içinde bulunmak nasıl bir duygu? Hangi sırları, yaşanmışlıkları barındırıyor?
Müzemiz, İstanbul’un kültürel belleğini ve sanatsal ruhunu canlı tutan, şehrin en önemli kültür-sanat merkezlerinden biri olan Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi No. 144’te yer alıyor. 1907 yılında Baudouy (Bodvi) Apartmanı adıyla inşa edilen bina, 1950 yılında İş Bankası tarafından satın alındı ve 2016 yılına kadar Beyoğlu Şubesi olarak hizmet verdi. Teğet Mimarlık’ın üstlendiği restorasyon süreci 2020 yılında başladı; 2023’te ise bina, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi olarak yeniden hayat buldu. Dış cephesi tamamen korunarak aslına uygun biçimde restore edilirken, iç mekân müzenin çağdaş teknik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden kurgulandı. Aslına uygun biçimde restore edilen merdiven kovası ve tarihi asansör, binanın yüz yılı aşan geçmişine tanıklık etmeye devam ediyor. Hatta restorasyon sırasında sökülerek koruma altına alınan binanın ahşap iç kapıları, Fevzi Karakoç, Ayşegül İzer ve Özer Aktimur tarafından sanat eserine dönüştürülerek yeniden değerlendirildi.
Binanın tarihine duyulan saygının hissedildiği alanlardan biri de “Apartman Salonunda Sanat”. Bu salon, dönemin eşyalarıyla 1950’ler İstanbul’unun gündelik yaşantısını çağrıştırıyor. 20. yüzyıl ortası modernliğini yansıtan bu atmosfer hem bir Beyoğlu apartmanında olmanın ruhunu taşıyor hem de o dönemin sıcak, içten yaşamını hissettiriyor. Belki de o salonun duvarları, bir zamanlar pek çok sırrın paylaşıldığı anılara tanıklık etti.
Yüksek tavanlı odaları, zarif merdivenleri ve özgün detaylarıyla tipik bir Pera apartmanı olan binamız, klasik müze atmosferinden uzak, daha samimi bir deneyim sunuyor. Ziyaretçiler, içeriye adım attıkları anda binanın geçmişiyle doğal bir bağ kuruyor ve bu sayede daha derin, kişisel bir kültürel deneyim yaşıyor.
Bu yıl, Polonya’nın Białystok kentinde Avrupa Müze Forumu tarafından düzenlenen Avrupa Yılın Müzesi Ödül töreninde European Museum of the Year Award “Özel Takdir Ödülü”nün sahibi olduk. Jüri, müzemizi “özgün küratöryel yaklaşımı, ülkemizin sanat tarihine kazandırdığı yeni perspektif ve tarihi unsurlarla harmanlanmış çağdaş mimarisi” nedeniyle ödüle değer buldu. Ayrıca, sergileme anlayışımız, erişilebilirlik standartlarımız ve ziyaretçilere sunduğumuz samimi atmosfer de özellikle vurgulandı. Avrupa’da bu kadar takdir gören bir müzenin parçası olmak, eminim ki müzenin var olmasında emeği geçen herkes için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olmuştur. Bu vesileyle, geçmişten günümüze Müze’de emeği olan herkese ve her gün özveriyle çalışan müze ekibine de teşekkürlerimi sunuyorum.



















