Küratör Çelenk Bafra ile 7. Mardin Bienali’nin kavramsal çerçevesi “GÖKzemin” üzerinden gök ile zemin, hayal ile maddi gerçeklik, poetik ile politik arasındaki gerilimi ve bu gerilimin sunduğu imkânları konuştuk.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
“GÖKzemin” kavramı sizin için nasıl şekillendi, hangi sorulardan yola çıktı?
“GÖKzemin” benim için bir karşıtlıktan çok, birbirini sürekli çağıran iki alanın birlikte düşünülme ihtiyacından doğdu. Gök; tahayyülü, ideali, henüz gerçekleşmemiş olanı temsil ederken, zemin yaşadığımız dünyanın maddi, tarihsel ve politik gerçekliğine işaret ediyor. Bu kavram, bugün hem bireysel hem kolektif olarak nereye bastığımızı ve nereye bakarak yönümüzü tayin ettiğimizi sorgulayan sorulardan yola çıktı. Aradaki gerilim, aynı zamanda bir imkân alanı.
Bienalin gerçek ile hayal, maddi ile manevi, politik ile poetik arasında kurduğu ilişkiyi günümüz sanatının hangi ihtiyaçlarına bir yanıt olarak görüyorsunuz?
Bugün sanatın yalnızca temsil eden değil, aynı zamanda düşünme ve hissedebilme biçimlerimizi yeniden örgütleyen bir alan olmasına ihtiyaç duyuyoruz. Güncel sanat, politik olanı poetik olandan, maddi olanı maneviden ayırmadan ele alabildiğinde güçlü oluyor. Bienalin bu ikilikler arasında kurduğu ilişki, sanatın dünyayı yalnızca teşhis eden değil, başka türlü hayal etmemize alan açan bir pratik olma ihtiyacına yanıt veriyor.

“Gök” ve “zemin” arasında açılan bu “sessiz geçit”, izleyici için nasıl bir deneyim öneriyor?
Bu sessiz geçit, izleyiciyi hızlı sonuçlara değil, yavaş bir fark edişe davet ediyor. Keskin cevaplardan çok sezgisel karşılaşmalar, tek bir anlatıdan çok çoklu okuma ihtimalleri öneriyor. İzleyici, eserler arasında dolaşırken hem bulunduğu yere daha dikkatle bakmaya hem de bakışını yukarı, başka olasılıklara doğru kaldırmaya teşvik ediliyor.
Aristophanes’in Kuşlar’ı ile Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ını bugün birlikte düşünmek neden önemli?
Bu iki metin, Türkiye’nin Doğu ve Batı’sından farklı zamanlardan ve geleneklerden gelseler de ütopya, iktidar, yolculuk ve dönüşüm gibi ortak sorular etrafında buluşuyor. Biri satir yoluyla dünyevi düzenleri sorgularken, diğeri içsel ve kolektif bir arayışı anlatıyor. Bugün bu metinleri birlikte düşünmek hem toplumsal hayal gücümüzün sınırlarını hem de dönüşüm fikrini yeniden ele almak açısından önemli.

Sanatçılar bu satirik ve mistik yaklaşımları nasıl yeniden yorumluyor?
Sanatçılar bu iki yaklaşımı birebir referanslarla değil, daha çok bir düşünme biçimi olarak ele alıyor. Kimi işler ironiyi ve eleştiriyi öne çıkarırken, kimileri sessizlik, tekrar ve ritim üzerinden daha içsel bir dil kuruyor. Bu çeşitlilik, bienalin tek bir yoruma kapanmayan yapısını güçlendiriyor.
Kuş metaforu bienalde yalnızca simgesel mi, yoksa yapısal bir rehber mi?
Kuş metaforu yalnızca simgesel değil; bienalin düşünsel ve mekânsal kurgusunda da rehberlik eden bir unsur. Hareket, geçiş, mesafe ve yön duygusu, serginin farklı duraklarında hissediliyor. Kuş hem yukarıdan bakabilme hem de yere temas edebilme hâlini birlikte taşıyor.

Bienalin Dara, Deyrulzafaran ve Kızıltepe’ye açılması düşünsel haritayı nasıl dönüştürdü?
Bu genişleme, bienalin mekânsal olduğu kadar düşünsel sınırlarını da dönüştürdü. Farklı tarihsel katmanlara ve toplumsal bağlamlara sahip bu alanlar, “zemin” kavramını çok daha somut ve çoğul bir hâle getirdi. Bienal, tek merkezli bir anlatıdan ziyade, farklı odaklar arasında kurulan bir ağ ve rota gibi düşünülmeye başladı.
Yukarı Mardin, Kızıltepe ve Dara arasında kurulan rota nasıl bir anlatısal bütünlük oluşturuyor?
Bu rota, doğrusal bir hikâyeden çok, parçalı ama birbiriyle konuşan bir anlatı kuruyor. Her durak hem kendi bağlamıyla güçlü hem de diğer mekânlarla ilişkisi içinde anlam kazanıyor. İzleyici, bu coğrafi hareketle birlikte zamansal ve düşünsel bir yolculuğa da çıkıyor.

Mardin’in mimarisi ve çok katmanlı yapısı küratöryel kararlarınıza nasıl yön verdi?
Mardin, sergi mekânlarının nötr olmadığı, aksine güçlü bir hafıza taşıdığı bir şehir. Bu nedenle küratöryel kararlar alırken mimariyi bastırmak yerine onunla diyalog kuran işlere alan açmaya çalıştım. Taş, boşluk, ışık ve ses; eserlerle birlikte düşünülmesi gereken unsurlar hâline geldi.
Yerel ve uluslararası sanatçılar arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Yerel sanatçıları yalnızca temsili bir kategori olarak değil, bienalin düşünsel omurgasının aktörleri olarak ele aldık. Uluslararası sanatçılarla kurulan diyalog, tek yönlü bir aktarım değil, karşılıklı bir öğrenme alanı olarak tasarlandı. Bu denge, bienalin çoğul sesini güçlendirdi.
Bienale katılacak sanatçı listesi açıklandı mı?
Sanatçı listesi aşamalı olarak paylaşılıyor. Basın toplantısı itibariyle davet ettiğim 35-36 sanatçı ve sanatçı grubunun nerdeyse yarısını telaffuz etmiş oldum. Farklı coğrafyalardan Mardin ile bağlantı kurabilecek, görsel ve performatif disiplinlerden ve farklı kuşaklardan sanatçıların bir araya geldiği bir yapı söz konusu. Bu çeşitlilik, bienalin kavramsal çerçevesiyle doğrudan ilişki içinde.

“Özgürlüğün ve mutluluğun filizlenebileceği ortak bir zemin yeniden tasavvur edilebilir mi?” sorusuna siz nasıl yaklaşıyorsunuz?
Bu soruya kesin bir cevap vermekten çok, onu canlı tutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Küratör olarak benim yaklaşımım, bu sorunun farklı işler ve deneyimler aracılığıyla çoğaltılmasına alan açmak. Ortak bir zemin, belki de üzerinde uzlaşılan bir yerden çok, birlikte düşünmeye devam edebildiğimiz bir süreçtir.
Bu bienal kişisel küratoryal yolculuğunuzda nasıl bir yerde duruyor?
Mardin’le ilişkim 2005’e uzanıyor ve nerdeyse hiç kesilmedi ve bu bienal benim için hem kişisel hem de profesyonel anlamda bir yoğunlaşma noktası. Uzun yıllardır üzerine düşündüğüm mekân, bellek ve hayal gücü meselelerinin bir araya geldiği bir durak. Bu anlamda 7. Mardin Bienali, küratoryal yolculuğumda da bir eşik olarak değerli benim için.
Çelenk Bafra
Artistic Director @ Istanbul Modern https://www.istanbulmodern.org/
Curator @ 7th Mardin Biennial http://mardinbienali.org/
Hariçten Sanat @ Açık Radyo https://apacikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi


















