Hollanda Kraliyet Sarayı Paleis Het Loo’da Neler Oluyor? Osmanlı Figürleri Bu Saraya Nasıl Gelmiş?

“Büyük Merdiven - Duvarlar Konuşabilseydi” Sergisi, Fotoğraf: Paleis Het Loo.
“Büyük Merdiven - Duvarlar Konuşabilseydi” Sergisi, Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Apeldoor’daki Hollanda Kraliyet Sarayı, Paleis Het Loo’da açılan “Gezginliğin Durumu: Çevresel Restorasyona Doğru” ve “Büyük Merdiven: Duvarlar Konuşabilseydi” Sergileri çok önemli detayları ortaya çıkarıyor. Bu yazımızda hem sergileri inceleyeceğiz hem de sarayın restorasyonunu, geçmiş ile geleceğin çağdaş sanat ile nasıl ahenk içinde sergilendiğini görmüş olacağız. Ayrıca, merdivenlerde ziyaretçileri karşılayan Osmanlı figürlerinin buraya nasıl geldiğini öğreneceğiz.

Yazı: Ümmühan Kazanç

Sergileri incelemeden önce Paleis Het Loo’yu tanıyalım. Paleis Het Loo (İngilizce’de Het Loo Sarayı), Hollanda stadtholder’ı III. Willem ve eşi II. Mary Stuart için, İngiltere, İrlanda ve İskoçya kralı ve kraliçesi olmadan kısa bir süre önce, 1686 yılında yazlık saray olarak inşa edilmiş. Saray, 1970’lere kadar Hollanda kraliyet ailesinin evi olarak kalmış. 1984’ten itibaren bağımsız bir ulusal müze olmuş.

Nisan 2022’de, eşsiz 17. yüzyıl eski kraliyet sarayı binası, dört yıllık yoğun restorasyon ve koruma çalışmalarının ardından yeniden açılmış. Bu çalışmalar, 17. yüzyıl binasını günümüzün en yüksek sürdürülebilirlik, sağlık ve güvenlik standartlarına getirmek amacıyla gerçekleştirilmiş. Paleis Het Loo, stadtholder’ların, kralların ve kraliçelerin üç yüzyılı aşkın saray ve kır hayatının öyküsünü anlatır: bir saray, bir ev ve bir yuva bir aradadır. Sarayın odak noktası, Kral-Stadtholder III. Willem ve Mary Stuart (her ikisi de 17. yüzyıldan) ve Kraliçe Wilhelmina’nın (19. ve 20. yüzyıllardan) yaşamıdır. Orange Hanedanı’nın tarihi, Avrupa ve daha uzak bölgelerin tarihiyle yakından iç içe geçmiş olup, bu da saraya ve müzeye bugün uluslararası bir önem kazandırmaktadır. Nisan ayında açılan yeni sergilerle Paleis Het Loo, misyonuna yeni, eleştirel, çağdaş ve uluslararası bir yaklaşım getiriyor.

21 Nisan 2023’te Paleis Het Loo Müzesi, geçici ve kalıcı sergiler için yeni bir yeraltı uzantısı açtı. KAAN Architects tarafından tasarlanan yeni alanlar, tarihi sarayın avlusunun hemen altına ustaca yerleştirilmiş. Bu sayede sarayın manzarası, yaklaşık 350 yıl önce inşa edildiği zamankiyle aynı kalmaktadır. Paleis Het Loo, bir kraliyet ailesinin hala ülkeyi yönettiği dönemde ‘monarşiyi’ inceleyen dünyadaki ilk müzedir.

“Gezginliğin Durumu: Çevresel Restorasyona Doğru” sergisi 27 Eylül 2026, “Büyük Merdiven: Duvarlar Konuşabilseydi” sergisi ise 30 Ağustos 2026 tarihine kadar gezilebilir.

“Büyük Merdiven – Duvarlar Konuşabilseydi”: Duvar Resmindeki Osmanlı Figürleri 

Paleis Het Loo’daki yeni sergi, yüzyıllar öncesine ait duvar resminin ardındaki gizli hikayeleri ortaya çıkarıyor. Paleis Het Loo’daki “Büyük Merdiven – Duvarlar Konuşabilseydi” sergisi 30 Ağustos 2026 tarihine kadar izlenebilir. Hollanda’nın en büyük ikinci resminin büyük ölçekli restorasyonu, sizi Apeldoorn’dan Versailles’a ve daha da ötesine, İstanbul’a götüren bir sergiye ivme kazandırıyor.

Paleis Het Loo, Hollanda kraliyet tarihinin en görkemli mekânlarından biri olarak yalnızca mimarisiyle değil, son yıllarda geçirdiği kapsamlı dönüşüm ve çağdaş sergileriyle de yeniden gündemde. Apeldoorn’daki bu saray, geçmiş ile bugünü aynı sahnede buluşturan güçlü bir kültürel platforma dönüşmüş durumda.

Sarayın en etkileyici alanlarından biri olan büyük merdiven, bu sergiyle adeta bir anlatı mekânına dönüşüyor. Bu bölümde, tarihsel katmanlar görünür hale getiriliyor, duvar süslemeleri ve figürler üzerinden sarayın geçmişi okunuyor, mekânın hafızası, çağdaş sanatla yeniden yorumlanıyor. Ziyaretçi burada yalnızca bir merdivenden çıkmıyor; aynı zamanda yüzyıllar arasında bir yolculuğa davet ediliyor.

Marot ve Fabri’nin Başyapıtları

Büyük Merdiven, Het Loo Sarayı’nın atan kalbi olarak anılıyor. Üç yüzyıldır, iz bırakan bir sanat eseri olmuş. Sergi, resmi hayata geçiriyor ve Hollanda sarayı ile dünya kültürleri arasındaki bağlantıyı kuruyor. Bu duvar resmi, duvarlarda ve tavanlarda kesintisiz bir şekilde devam ediyor. 550 m²’den fazla yüzey alanıyla Hollanda’daki en büyük ikinci resim.

Resim, dönemin önde gelen sanatçılarının eseri. Kral-Stadholder III. William’ın sarayında ünlü mimar ve tasarımcı olan Daniel Marot, bu anıtsal eserin temelini atmış. Yaratıcı katkısı, kompozisyonu dünyevi bir bütün haline getirmiş. Louis Napoleon’un Het Loo Sarayı’nın resmi sahibi olduğu dönemde duvarlar badanalanmıştı. Sıva gevşedikten sonra, eski duvar resminin bazı kısımları yeniden ortaya çıktı. Bir yüzyıl sonra, Wilhelmina’nın emriyle aynı sıva tabakası kaldırıldı. Orijinal sahne, bu kez tuval üzerine, sanatçı Willem Fabri tarafından yeniden resmedildi.

Yeni Bilgiler

Resmin kökenlerine ilişkin yeni araştırmalar, III. William’ın merdiveni, rakibi XIV. Louis’nin Versay Sarayı’nda yaptığı gibi, görsel bir ifade olarak kullandığını açıkça ortaya koyuyor. Merdivenlerden ziyaretçileri karşılayan Osmanlı figürleri, William’ın kendisini Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğu arasında arabulucu olarak konumlandırdığı siyasi mesajının bir parçası. William’ın kendisini, dünyevi bir lider olarak görüyor.

Kültürler Arası Buluşma

Büyük Merdiven’in hikayesi, günümüzde hala geçerli olan temalara değiniyor: diplomasi, kültürel alışveriş ve güç ilişkileri. Sergi, Türk-Hollanda topluluğuyla diyaloğa davet ediyor ve Cumhuriyet ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki tarihi ilişkiyi çok yönlü perspektiflerden vurguluyor.

Büyük merdivende yer alan Osmanlı figürleri, ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ancak bu detay, 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’da yaygın olan “Turquerie” (Türk modası) akımının bir yansıması. Avrupa aristokrasisi, Osmanlı İmparatorluğu’na büyük bir merak duyuyordu. Egzotik kabul edilen Osmanlı kültürü, sanat ve dekorasyonda sıkça kullanılıyordu. Saraylarda Türk kıyafetli figürler, halılar ve doğu motifleri prestij unsuru haline gelmişti. Bu bağlamda, Paleis Het Loo’daki Osmanlı figürleri, gerçek bir tarihsel temasın izlerinden çok Avrupa’nın Osmanlı’ya dair hayal gücünü ve estetik ilgisini temsil ediyor. Yani bu figürler, diplomatik bir hediyeden ziyade kültürel bir hayranlığın sanatsal ifadesi.

Katılın: Restorasyona Destek Verin

Müze yönetimi Büyük Merdiven’deki duvar resmi herkese aittir diyor. Bu nedenle Paleis Het Loo, dünyanın dört bir yanından ziyaretçilerin ve bağışçıların bu eşsiz Hollanda tarihi eserinin korunmasına katkıda bulunmalarını sağlayan bir kitlesel fonlama kampanyası başlatıyor. Restorasyon ve sergi şu kurumlar sayesinde mümkün olmuş: Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanlığı, VriendenLoterij, Apeldoorn Belediyesi, Kültür Fonu, Sophie Booy, Baroness van Randwijck Fonu, Rembrandt Derneği (kısmen Ekkart Fonu sayesinde), çeşitli özel fonlar ve Crown Circle Paleis Het Loo.

Paleis Het Loo. Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Paleis Het Loo. Fotoğraf: Paleis Het Loo.

“Gezginliğin Durumu: Çevresel Restorasyona Doğru” Sergisi

Bu sergi, günümüzün en kritik meselelerinden biri olan çevresel dönüşüm ve sürdürülebilirlik üzerine odaklanıyor. Tarihsel bir kraliyet mekânında, doğa ile insan arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesi oldukça çarpıcı bir etki yaratıyor. Sanatçılar, “gezginlik” kavramını yalnızca fiziksel bir hareket olarak değil, aynı zamanda ekolojik farkındalık ve dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Sarayın bahçeleri ve iç mekânlarıyla kurulan ilişki, ziyaretçiyi doğrudan bu tartışmanın içine çekiyor.

Sarayın koleksiyonu, mimarisi, bahçeleri ve ekolojik tarihi üzerine yapılan derinlemesine araştırmalardan geliştirilen sergi, yeni, mekâna özgü eserleri bir araya getiriyor. Bu eserler saray odalarında, ahırlarda, bahçelerde, deniz kabuğu mağarasında, saray çatısında ve çevredeki ormanda sergileniyor.

2024 yılından bu yana, 10 ulusal ve uluslararası sanatçı, tasarımcı ve bilim insanı, müzedeki araştırmacılar ve ekiplerle iş birliği yaparak kraliyet mirasının ekolojik bozulma, sömürge ticareti, yönetim sistemleri ve birden fazla türün bir arada yaşamasıyla nasıl ilişkili olduğunu araştırıyor.

Edward Clydesdale Thomson – home/host (ev/konuk), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Edward Clydesdale Thomson – home/host (ev/konuk), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

“Gezginliğin Durumu”, konuk küratör Anna Bitkina tarafından başlatılan ve tasarlanan ve Paleis Het Loo’da küratör olan Renske Ek ile iş birliği içinde geliştirilen çağdaş bir sanat projesi. Sergi, doğanın ve tasarlanmış ortamların tarihsel sunumlarının ekolojik sistemler hakkındaki çağdaş düşünceyi nasıl şekillendirdiğini yansıtıyor ve ziyaretçiyi insan ile doğal dünya, tarih ve kültürel miras arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Bir yılı aşkın süren işbirlikçi araştırma sonucunda, sarayın iç ve dış mekanları için özel olarak tasarlanmış 10 proje ortaya çıktı; bunlar arasında bahçeler, kabuk mağarası, saray çatısı ve saray parkı yer alıyor. Amaç, ziyaretçilerin dolaşmasına, duraklamasına, düşünmesine ve gezegen döngüleri, insan yaşamının organizasyonu ve türlerin karşılıklı bağımlılığıyla bağlantı kurmasına olanak sağlamak.

Öne çıkanlar arasında, dönüşüm olarak tuz kristalleşmesini araştıran, bir dizi mekana özgü çalışma, sömürge tarihleri ​​hakkında artırılmış gerçeklik anlatıları, ekolojik ses manzaraları ve avcılığı bir insan etkinliği olarak sorgulayan koku enstalasyonları yer alıyor. Sanatçılara, bu yerin tarihine ve ruhuna dalma ve insan gücünün bir kurumu olarak rolünü eleştirel bir şekilde yansıtma özgürlüğü verilmiş. Bu, Paleis Het Loo’yu çalışma nesnesi olarak ele alarak, insan ve manzara, kültür ve miras arasındaki ilişkiyi sorgulayan, meydan okuyan ve harekete geçiren bir sergiyle sonuçlanmış.

The House of Orange, Fotoğraf: Paleis Het Loo.
The House of Orange, Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Serginin Kavramsal Çerçevesi

İç mekanlara, bahçelere, ormana, çatıya ve yeraltı alanlarına yayılan sergi, mirası yaşayan bir ekolojik arşiv olarak sunuyor. Tarihi sabitlemek yerine, State of Wander, sarayı devam eden gezegen süreçlerinin içine yerleştiriyor ve kurumların sadece temsil etmek yerine ekolojik restorasyona nasıl katkıda bulunabileceğini soruyor.

Konuk Küratör Anna Bitkina: “Sergi, ölçeği ve kapsamlı sunumuyla ziyaretçileri bir tür keşif gezisine çıkmaya davet ediyor. Sergi kitapçığı olan bir rota haritasıyla donanmış olarak, kraliyet ailelerinin ve Batı müzelerinin koleksiyonlarının doğa anlayışımızı nasıl şekillendirdiğini keşfetmek için Het Loo Sarayı’nın arazisinde bir yolculuğa çıkıyorlar. Kültürel ve eğitim kurumlarına yerleşmiş, insan egemenliği hakkındaki derin köklü fikirlerin, doğal dünyayla ilişkimizi nasıl belirlediğini izliyorlar.”

Paleis Het Loo küratörü Renske Ek: “Araştırma aşamasında sanatçılar, bilim insanlarıyla birlikte Paleis Het Loo’nun ruhuna derinlemesine daldılar; sarayın zengin tarihini ve yaşayan, nefes alan iç dünyasını ortaya çıkardılar. Küratörlerle, tesis ekibiyle ve hatta sarayı en iyi tanıyan kişilerle, yani temizlik ekibiyle diyalog kurdular. Bir anlamda, Paleis Het Loo hiçbir şeyi saklamadı; her sır, her gizli katman açığa çıktı. Bu süreçten ortaya çıkan sanat eserleri, doğal dünyaya ve parçası olduğumuz manzaralara olan karmaşık ve çoğu zaman çelişkili ilişkimiz hakkında zengin ve katmanlı bir şekilde konuşuyor.”

“State of Wander” sergisi, yalnızca geçmişe ışık tutmakla kalmayıp, aynı zamanda doğayı ve onun çağdaş bağlamda restorasyonunu anlamamızda da önemli bir rol oynayan Batı düşüncesinin tarihsel mantıklarının bir envanterini yapmakta. Geçmişin bu kapsamlı incelemesi, ilerlerken çevremizi korumanın önemini anlamamıza yardımcı oluyor.

Araştırmayı Paleis Het Loo’nun arazisine yerleştiren proje katılımcıları, müze koleksiyonunun kapsamlı bir analizini gerçekleştirdi. Araştırmanın büyük bir kısmı, proje katılımcılarının müze küratörleri ve diğer uzmanlarla birlikte saatlerce dolaştığı Paleis Het Loo’nun bedensel ve duyusal deneyimlerine dayanmakta. Paleis Het Loo’nun tarihi odaları, parkları ve bahçelerinde kilometrelerce yol kat ederek, geleneksel anlama yollarının ötesinde keşif, merak ve anlam arayışına dalmışlar.

Yerel ve küresel iklimsel ve jeobiyolojik değişimleri yansıtan ve insanlığın gezegendeki diğer birçok türle olan ilişkilerinin evrimini analiz eden “Gezgin Devleti” projesi, hümanist (insan merkezli) akademik ve bilimsel geleneklerle şekillenen tarihi müzelerin koleksiyonlarını değerlendirmeyi amaçlamakta. Proje, insan zekasının ve doğa bilimleri geleneğinin tarihsel sürekliliğini ve kavramsal hatlarını ortaya koymayı hedeflemekte. İnsanların diğer canlılar üzerindeki egemenliğine dair felsefi düşüncenin tarihini kapsamakta.

Antye Guenther - Salt of Interest (İlgi Çekici Tuz), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Antye Guenther - Salt of Interest (İlgi Çekici Tuz), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Sanatçıların, Tasarımcıların ve Akademisyenlerin Eserleri
Antye Guenther – Salt of Interest (İlgi Çekici Tuz)

Paleis Het Loo’nun seramik koleksiyonundan ilham alan Antye Guenther, eski fayanslardaki tuz hasarını araştırıyor. Burada hem kelimenin tam anlamıyla hem de sembolik olarak küresel iklim değişikliğiyle bir bağlantı kuruyor. Eser, Kraliçe II. Mary’nin inzivaya çekilmeyi sevdiği oda olan fayans kaplı mutfak mahzeninde ve çevresinde sergileniyor. 2021’deki restorasyon sırasında buradan kalın bir tuz kristali tabakası kaldırılmış. Sergi sırasında Guenther, toprak karolar üzerinde tekrar tuz kristalleri yetiştiriyor.

Bryony Dunne – Tables of Power (Güç Masaları), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Bryony Dunne – Tables of Power (Güç Masaları), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Bryony Dunne – Tables of Power (Güç Masaları)

Bryony Dunne, vahşi ve evcil hayvanlardan oluşan çağdaş bir şeker heykeli yaratmış. Bunlar, neredeyse minyatür hayvanlar ve çitlerle oynayan çocuklar gibi, özenle düzenlenmiş bir şekilde kafesler içinde yer alıyor. Aynı zamanda, bu düzenleme savaş ve fetihleri ​​çağrıştırıyor. Ayrıca sömürge plantasyonlarındaki şeker üretiminin sert tarihine de gönderme yapıyor. Dunne, tarihi ve hayal gücünü masada bir araya getiriyor.

Caitlin Berrigan – 1,311 Diamonds (Elmaslar), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Caitlin Berrigan – 1,311 Diamonds (Elmaslar), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Caitlin Berrigan – 1,311 Diamonds (Elmaslar)

Caitlin Berrigan, Doğu Fuayesinde heykelsi bir ses enstalasyonu sunuyor. Deniz yaşamının şekillendirdiği saray mermeri, deniz ticareti ve transatlantik köle ticareti arasında bağlantılar kurarak, eser okyanusu bir kaynak çıkarma, hafıza ve kolektif nefes alma yeri olarak yeniden konumlandırıyor. İndigo tekstiller, kabuklar ve ses kayıtları, iklim krizi ve sistemik eşitsizlik üzerine belirsiz bir meditasyon oluşturuyor.

Clemens Driessen ve Teodora Cecilia Buccilli – Unboxing the Sovereign Gaze (Egemen Bakışın Kutusunu Açmak), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Clemens Driessen ve Teodora Cecilia Buccilli – Unboxing the Sovereign Gaze (Egemen Bakışın Kutusunu Açmak), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Clemens Driessen ve Teodora Cecilia Buccilli – Unboxing the Sovereign Gaze (Egemen Bakışın Kutusunu Açmak)

Filozof Clemens Driessen ve mimari araştırmacı Teodora Cecilia Buccilli, sarayın çatısına bir perspektif kutusu yerleştiriyor. On yedinci yüzyıl Avrupa bahçe tasarımını yeniden inceleyerek, eser, tekil perspektifin nasıl otorite kurduğunu ve hem tarihi peyzaj tasarımını hem de çağdaş insan-doğa hiyerarşilerini nasıl şekillendirdiğini sorguluyor.

Edward Clydesdale Thomson – home/host (ev/konuk), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Edward Clydesdale Thomson – home/host (ev/konuk), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Edward Clydesdale Thomson – home/host (ev/konuk)

İskoç-Hollandalı sanatçı Edward Clydesdale Thomson, müze bahçesinde animatronik bir heykel sunuyor. Bu enstalasyon, saray departmanlarından gelen gerçek zamanlı verileri entegre ediyor ve sarayı duyarlı bir beden olarak ele alarak, kapsama, dışlama ve misafirperverlik eşiklerinin kurumsal sistemlere nasıl kodlandığını ortaya koyuyor.

Gayatri Kodikal – Searching for Lost Seeds (Kayıp Tohumların Peşinde), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Gayatri Kodikal – Searching for Lost Seeds (Kayıp Tohumların Peşinde), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Bu çalışmada Gayatri Kodikal, Paleis Het Loo koleksiyonundaki sömürgeciliğin maddi izlerini ve Batı’nın ‘saflık’ fikrini araştırıyor. Bunu yaparken dijital ve fiziksel unsurları birleştiriyor. Sanal sanat eserleri QR kodları aracılığıyla görünür hale getiriliyor. Birlikte, Orange Hanedanı’nın tarihinden gerçek ve kurgusal insanlar, hayvanlar ve olaylar hakkında bir hikâye oluşturuyorlar. Sanal eserler, sarayın tarihi odalarında, ahırlarda, bahçelerde ve saray parkında bulunabilir.

Jan Christian Schulz – (Biophony of Het Loo) Het Loo'nun Biyofonisi, Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Jan Christian Schulz – (Biophony of Het Loo) Het Loo'nun Biyofonisi, Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Jan Christian Schulz – (Biophony of Het Loo) Het Loo’nun Biyofonisi

Alman tasarımcı Jan Christian Schulz, çevresel sensörler aracılığıyla yakalanan, dış mekânda kaydedilen ekolojik sesin canlı yayınını kullanarak Kabuk Mağarası’nı dönüştürüyor. Enstalasyon, tarihi esareti gerçek zamanlı dinlemeyle değiştirerek, yaşayan ekosistemleri korunmuş örneklerin üzerine yerleştiriyor.

Marianna Maruyama – Diana, Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Marianna Maruyama – Diana, Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Marianna Maruyama – Diana

Marianna Maruyama, Bernhard Odası ve Büyük Fuaye’ye yerleştirilen iki özel olarak geliştirilmiş parfüm aracılığıyla Roma tanrıçası Diana’yı yeniden tanıtıyor. Koku, sarayın avcılık geleneğini ortaya koyan ve ziyaretçileri mekânın somut bir anısını taşımaya davet eden bir anlatı aracı haline geliyor.

Terike Haapoja – Foreign Beasts and Other Rarities (Yabancı Hayvanlar ve Diğer Nadirler), Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Terike Haapoja – Foreign Beasts and Other Rarities (Yabancı Hayvanlar ve Diğer Nadirler), Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Terike Haapoja – Foreign Beasts and Other Rarities (Yabancı Hayvanlar ve Diğer Nadirler)

Berlin merkezli sanatçı Terike Haapoja, müze uygulaması aracılığıyla erişilebilen alternatif bir sesli tur ve çok kanallı bir video enstalasyonuyla katkıda bulunuyor. Bireysel kraliyet biyografisinden uzaklaşarak, eser, sömürge ticareti ve kapitalist genişleme tarafından şekillendirilen bitkiler, hayvanlar ve çok türlülük perspektiflerine odaklanıyor.

Rob Voerman – W, Fotoğraf: Paleis Het Loo.
Rob Voerman – W, Fotoğraf: Paleis Het Loo.

Rob Voerman – W

Arnhem merkezli sanatçı Rob Voerman, üst bahçede geri dönüştürülmüş malzemelerden bir pavyon inşa ediyor. Geleneksel toprak kulübelere ve alternatif ekonomik sistemlere göndermeler içeren yapı, barok manzarayla keskin bir tezat oluşturuyor ve araziye, konuta ve kaynaklara erişimdeki eşitsizliklerin altını çiziyor.