Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı kapsamında hayata geçen Epipe, Güneş Terkol’un annesi Elmira Terkol ile 2002’den bu yana sürdürdüğü sözlü tarih çalışmasını sergi ve deneysel belgelemeyle buluşturuyor. Sergi, 8 Mart 2026 tarihine kadar Salt Galata’da izlenebilir.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
Sevgili Güneş Terkol, “Epipe”, Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’yla 2025–2026 döneminde desteklenen projelerden biri. “Epipe” çok katmanlı bir göç hikâyesinden besleniyor. Bu projede sizi yola çıkaran ilk soru ya da duygu neydi?
Epipe; 2002 yılında elime aldığım ilk kameradan bugüne, ailemin bakışını, sesini ve göçün getirdiği o “yeni başlangıçlar” direncini bir araya getiren bu konu üzerine çok katmanlı bir kolajdır. Çin’de hayat nasıldı? Oradaki komşularla ilişkiler nasıldı? Türkiye’ye göç yolculuğunuz nasıl geçti? gibi sorularla başladık. Süreç sergiye dönüşerek devam etti. Yirmi yılı aşkın bir sürece yayılan görüşmeler, arşivler ve buluntu nesneler aracılığıyla geliştirilen araştırma, farklı coğrafyalarda kolektif hatırlama, dayanıklılık ve adaptasyon kavramlarını irdeliyor.

Epipe, 2002’den bu yana anneniz Elmira Terkol ile yürüttüğünüz sözlü tarih ve arşiv çalışmasına dayanıyor. Bu uzun soluklu araştırmanın bugün sergiye dönüşmesi sizde nasıl bir duygusal ve düşünsel karşılık buluyor?
Son sekiz aydır proje kabul edildiğinden beri çok yoğun bir çalışma içine girdik annemle. Süreç içinde geçen Haziran’da Eskişehir Osmaniye köyünde Sabantuy etkinliğine ve ağustos ayında Rusya’daki Kazan şehrine bir araştırma gezisine gittik. Dünya Tatar Kongresi’nin 33. yıldönümünde, VII. Dünya Tatar Kadınları forumuna katıldık. Bu kapsamda Tetyushsky Belediye Bölgesinde köyleri gezdik, Kazan Ulusal Araştırma Teknoloji Üniversitesinde dikiş laboratuvarına gezdik ve kütüphanelerde araştırmalar yaptık. Tatar Derneği sayesinde pek çok akrabamıza ulaşarak göç hikayemiz; getirdikleri sandıklar ve içinden çıkanları paylaşmalarını istedik ve emanet verilen objeleri sergilemeyi planladık. Salt Galata’da sergi kurulum süreci bir aya yayıldı, çalıştığımız ekip de harikaydı, su gibi aktı süreç. Serginin küratorü Amira ile bu hikayeleri yeniden yorumladık ve sergi için Emirhan Altuner ve Fulya Aras ile ince ince tasarımlara çalıştık. Kurulumda destek veren Betül Bolat, Eray Özcan, OCD Museum Works olmasa bu süreç bu şekilde sonuçlanmazdı. Belgeseldeki animasyonları yapan Aynur Fomin, Mert Öztekin ve Güçlü Öztekin ve daha nice arkadaşım süreç içinde yanımda oldular. Bu hikâyenin gerçekleşmesi yoğun bir ekip çalışması ile oldu. Böylesi bir ekiple çalışmış olmaktan dolayı çok mutluyum.
Sergiye adını veren Tatar halk şarkısı Epipe, tarihsel olarak pek çok kırılmaya tanıklık etmiş bir topluluğun yaşam enerjisini taşıyor. Bu enerji bugün izleyiciyle nasıl bir bağ kuruyor sizce?
Epipe, Tatar şarkısında dans eden kadındır. Epipe, film karelerinin ve hafızanın koridorlarında bir gezintidir. Bir nevi geçmişle bugünü birleştiren ve çoğaltan bir dans alanı oldu sergi. Sergiyi gezerken izleyici kendi bağlarını kendi dünyasından kuracaktır.

Kazan Tatarları’nın Rusya-Çin-Türkiye hattındaki göç hikâyesi, bugünden bakıldığında size en çok hangi soruları düşündürüyor?
2. Dünya savaşı minor veya major tüm herkesi etkileyen büyük göçlerin kayıpların ve yeniden yaşam alanı yaratmanın dönemi olmuş. Hala da günümüzde yaşanan durumlar bundan uzak olmadığımızı gösteriyor.
Sergide eski ve yeni işler iç içe geçiyor. Bu zamanlar arası diyaloğu kurarken sizin için belirleyici olan neydi?
Yıllardır bu konu üzerine annemle röportajlar ve okumalar yaptığım için eserlerimde etkisini görmek anlaşılır. Sergide 15 yıl öncesinden işler de var ama çoğu yeni ürettiğim işlerden oluşuyor. Yerleştirmede; yeni hareketli heykeller, topografyayı çağrıştıran bir yapı, obje taşıyan objeler, suluboya desenlerim, dikişlerim, videolar, içinden geçilen karton orman ve harf uçurtmaları Epipe çevresinde toplandı.
Göç anlatıları çoğu zaman büyük tarihsel kırılmalar üzerinden aktarılır. Epipe’de ise gündelik hayat, beden ve üretim biçimleri öne çıkıyor. Bu tercihinizin nedeni nedir?
Günlük anlatılar her zaman dönemi anlatan şeyleri barındırır. Serginin ilgi noktası sürdürülen gelenekleri, dilin korunmasını, oyunların, şarkıların ve yemek kültürünün devamlılığı üzerinden ilerliyor.

Kadınlarla birlikte yürüttüğünüz atölye süreçleri, sergideki anlatıyı nasıl dönüştürdü?
Serginin ana işi ‘AnaBala’ Tatar kadınlarının seslerini bir araya getiren bir çalışma oldu. Atölye Katılımcıları: Filiz Agi, Nerkiz Akçura, Nergiz Akış, Taliye Çuraki, Suzan Devletşah, Aynur Fomin, Sadiye Kiriş, Elmira Terkol, Deniz Tiniş, Halenur Agiş. Hepsinin birbirinden değerli katkıları ile hikayeler bir araya geldi ve tek bir pankarta dönüştü.
Dikiş, şarkı söyleme ve birlikte üretme pratikleri, sizin için hafızayı taşıyan araçlara nasıl dönüşüyor?
Ortak hafızayı canlandıran pratikler hepsi. Kolektif üretim her zaman, dallandıkça dallanan, yaşatan bir alan açıyor.
Çizim, animasyon, video ve tekstil işleri Epipe’de yan yana geliyor. Bu mecralar arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
İlk defa bu tekniklerin hepsinin olduğu hatta hazır nesnelerin de girdiği bir sergi yapıyorum. Benim için çok heyecanlı bir süreç oldu. Projenin başında deneysel belgesel yapmak için yola çıkmıştık. Sergi süreci eklenince başka bir boyut kazandı. Aylarca beraber çalıştığımız Studio10forward ile montaj yaparken animasyonlara ek, suluboyalarım, çizimlerim eklendi, şimdi sergi süreci de belgesele eklenecek. Böylece deneysel bir süreç içinde üretmeye devam ediyoruz.
Ankara’daki Kazan Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde gerçekleşen atölye, serginin önemli duraklarından biri. Kolektif üretimin sınırları ve olanakları üzerine size ne düşündürdü?
10 katılımcıyla tamamlanan “AnaBala” dikiş ve hikâye anlatım atölyesinde ortak üretimlerini kapsayan kolektif bir kolaj çalışması ortaya çıktı. Kazan Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde Kasım ayında gerçekleşen atölyede sohbetlerle göç, aile, çalışma koşulları ve umutlarını dile getiren kadınlar, bu deneyimlerini ufak boyutlu dikişlere aktardı. “Ankara’ya ne zaman göç ettiniz?”, “Tatar geleneklerini devam ettiriyor musunuz?” gibi sorular etrafında yürüyen sohbetler, kişisel anlatıları görünür kılan kolektif bir pankarta dönüştü. Görselde, arka planda Rusya’daki Kazan şehrinin modern panoraması önünde yuvarlak bir masa ve çevresinde oturan anonim kadın figürleri var. Her biri hatırında kalan göç hikâyelerini nakşetti. Ayrıca geleneksel Tatar tatlarını, lezzetlerini ortaya koydular. Genelde konular göç esnasında yaşanan zorluklar, geride bırakılanlar, yaşatılan şarkı sözlerini yansıtıyor.
Katılımcıların kişisel hikâyelerinin ortak bir pankarta dönüşmesi, bireysel hafızadan kolektif hafızaya geçiş açısından ne ifade ediyor?
Fikirler, farklı bakış açıları, ortak dertler veya karşı çıkışlar yama gibi tek bir yüzeyde yan yana geliyorlar. Çoklu bir hikâye anlatıyor.
Günümüzde göç, aidiyet ve yerinden edilme deneyimleri hâlâ çok güncel. Epipe’nin bugünün dünyasına ne söylediğini düşünüyorsunuz?
Epipe hala dünya barışı ve adalet için dans ediyor.
Bu sergiyle birlikte geriye dönüp baktığınızda, kendi aile hikâyenize dair sizin için en çok değişen ya da berraklaşan şey ne oldu?
Geçmişle kucaklaşma yaşadım ve ailemin bilmediğim hikayelerini öğrenmek çok değerli oldu. Kendi sanatsal pratiğimde ise farklı yöntemleri deneyimlemek ve hikâyeye yeni yorumlar eklemek çok öğretici oldu.
İzleyicinin Epipe’den ayrılırken yanında taşımasını umut ettiğiniz duygu ya da düşünce nedir? Kendi rotasının peşine düşmesini, serginin yolculuğu ile kesişen düşüncelerine kulak vermesini dilerim.



















