Labirent Sanat, 5 Eylül-21 Eylül 2024 tarihleri arasında Canan Maktal’ın, Dilek Maktal Canko küratörlüğünde gerçekleşecek olan “Özgür Bir Ruha Pranga Vurulamaz!” isimli ilk kişisel sergisini izleyiciyle buluşturuyor. Sergi, kadınların tarih boyunca eril güce karşı toplumsal alanda kendilerine yer açma mücadelesini ve bu mücadelenin günümüzde de devam eden izlerini gözler önüne seriyor. Sergide, 25 kadının eril hakimiyetin hüküm sürdüğü bir dünyada nasıl ayakta kaldıkları ve başarıya ulaştıkları anlatılıyor. Canan Maktal’ın uzun süredir Ot Dergisi’nde paylaştığı bu güçlü hikayeler, sergi aracılığıyla izleyiciyle buluşuyor.
Yırtılmış Kağıtlardan Resimler
Yırtılmış kağıtlarla oluşturduğu resimleri, kadınların mücadele sürecinde paramparça olan kalplerini ve ruhlarını simgeliyor. Resimler, kadınların tüm sadelikleriyle yeniden nasıl bir bütün oluşturduklarını ve kararlılıkla gözlerimizin içine baktıklarını etkileyici bir şekilde yansıtıyor. Maktal, bu sergi ile kadınların gücünü ve direncini gözler önüne sererken, izleyiciyi de içlerindeki bu gücü keşfetmeye davet ediyor. Canan Maktal’ın “Özgür Bir Ruha Pranga Vurulamaz!” isimli ilk kişisel sergisi 21 Eylül 2024 tarihine dek Labirent Sanat’ta görülebilir.
Canan Maktal Kimdir?
Canan Maktal 1982 yılında İzmir ‘de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra, 2004 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana sanat Dalı’nda öğrenim görmeye başladı. Bu bölümden 2008 yılında mezun oldu. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çeşitli oyunlarda yer aldı. Dizi, sinema ve reklam filmlerinde oyunculuk kariyerine devam etti. Şu an İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ”80 Günde Devr-i Alem” oyununda yer almakta, Ot Dergi’de “Kadın Hikayeleri” köşesinde biyografi yazıları yazmakta ve resim çalışmalarına devam etmektedir.


Paramparça Ruhlar ve Yırtılmış Kâğıtlar
Sergi Metni – Doç. Dr. Dilek Maktal Canko, Ağustos 2024
“Neden hiç büyük kadın sanatçı yok?” sorusu 1971 yılına bomba gibi düştü. Sanat tarihi, birçok alanda olduğu gibi erkek tarihiydi ve kadınların bu tarihte yeri yoktu. Linda Nochlin, ünlü makalesinde bu sorunun nedenlerini ayrıntılarıyla tartışır ve sanatın toplumsal bir çerçevede geliştiğini ve hâkim güç tarafından yönlendirildiğini belirtir. İdeolojik ve eril bir kurgu olan sanat üretimi erkeklerin tekelindedir, hatta beyaz erkeklerin tekelindedir; kadınlar ise ev işlerini yapmalı, çocuklara bakmalı ve erkeğin daha rahat çalışabilmesi için ona hizmet etmelidir. Nochlin’in bu analizinden sonra; sanat tarihçiler ve tarihçiler kadın sanatçıların izini sürmeye başladılar. Bu bağlamda; haklarında yayınlanan kitaplar, biyografiler, monografiler, makaleler onların daha fazla görünür olmasını sağladı.
İkinci büyük soru 1985 yılına damgasını vurdu: “Kadınların, Metropolitan Sanat Müzesi’ne girmeleri için çıplak mı olmaları gerekli?” Kadınların sanattaki etkilerinin görünür olmasına rağmen; Gerilla Kızlar, müzelerdeki kadın sanatçıların azlığına dikkat çekerler: “Modern Sanat bölümündeki sanatçıların %5’inden azı kadınken, müze eserlerindeki çıplakların %85’i kadın.” Gerilla Kızlar, büyük bir adaletsizliğe başkaldırırken kimliklerinin bilinmemesi için başlarına taktıkları goril maskeleri ile eril güce gönderme yaptılar. Bu alaycı tarzları, otobüslere astıkları afişleri ve kamusal alanı kullanmaları onların mücadelesinin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Kadınlar, her zaman eril güç ile savaşarak toplumsal alanda kendilerine yer açmak zorunda kaldılar. Sanat alanında gördüğümüz bu mücadele, hemen hemen tüm toplumsal alanlarda gerçekleşti. Her alanda ötekileştirilen kadınlar, toplumsal olarak dişil ve eril olarak cinsiyetlendirilmiş alanda kendilerini var edebilmek ve görünür kılabilmek için bir mücadele içine girmek zorunda kaldılar.
Bu mücadele ne yazık ki, günümüzde hala devam etmektedir. Bu sergi de bu mücadelenin bir ürünü… Canan Maktal, 25 kadının, ki bunların büyük çoğunluğu sanatçı, eril hakimiyetin olduğu toplumsal bir yapıda kendilerine yer açmak için nasıl mücadele verdiklerine odaklanıyor. Her kadının hikâyesi kendine özgü, çok güçlü ve her kadın ne olursa olsun ayakta kalmış, yollarına devam ederek başarıyı elde etmişler. Uzun süredir bu hikâyeler, Canan Maktal’ın kalemi ile Ot Dergisi’nde okuyucularıyla buluşmaktadır.
Aslında bu mücadele hikâyesi çok eskilerde başladı. Yaratılış mitosunda dem’in kaburga kemiğinden yaratılmış olan Havva; Tanrı buyruğunu dinlemez ve meraklı sıfatları ile öne çıkarılmadan önce kadın, Tanrıça idi. Ancak ne yazık ki, tek tanrılı dinin egemen olduğu bir dünyada Tanrı tekti ve erkekti. Tanrıça mitosunun etkilerinin silinmesi için kadının ötekileştirilmesi ve kötülenmesi gerekliydi. Havva mitosunda bütün suçların kaynağı olarak gösterilen kadınlar, erkek egemen toplumun kadına bakış açısını açıklıkla ortaya koymaktadır: Kadın; kötüdür ve insanlığın tüm suçlarının kaynağıdır. Eril güçlerin baskısına ve ötekileştirmesine karşılık kadınlar, her dönemde mücadelelerini sürdürmüş hikâyelerini bizlere ulaştırmayı başarmıştır: Sappho, Hypaia, Kleopatra, Aspasia, Theodora, Sofonisba Anguissola, Camille Claudel, Frida Kahlo, Yayoi Kusama, Virginia Woolf, Frances Farmer, Marilyn Monroe, Virginia Woolf, Maud Lewis, Tülay German, Duygu Asena, Adile Naşit…
Bu hikâyeleri daha çok yazmalı, sergilemeli, konuşmalı ve dinlemeliyiz. Canan Maktal, ortak noktaları tüm zorluklara göğüs gererek kendilerini var eden 25 kadını seçerek aslında bize kadınların gücünü göstermeye çalışıyor. Kadınların hikayelerini yazarken, resimlerini yırtılmış kağıt ile kolaj tekniği ile yapması da çok etkili. Yırtılmış kâğıtlar, bu kadınların başarılarına giden yolda paramparça olmuş kalplerini ve ruhlarını simgeliyor. Cinsiyetçi bir dünyada, eril baskı ile paramparça olmamanın imkânı olmayacağını bize gösteriyor. Ancak bir şey daha gösteriyor: Paramparça bile olsalar, öyle güçlüler ki tüm sadelikleri ile kendilerini bütünlüyorlar ve karşımızda dimdik durup gözlerimizin içine bakıyorlar…
Canan Maktal, yırtılmış kağıtlar gibi paramparça olmuş kadınların ruhlarını kolaj tekniği ile bütünleyerek bize sunuyor. Bize ise sadece izleyerek hayran olmak ve içimizdeki gücü keşfetmek kalıyor…



















