Art Rooms Girne’de açılan Soil & Water: Mediterranean Crossing sergisi, toprağı ve suyu ekolojik olduğu kadar kültürel ve politik birer özne olarak ele alıyor. Küratör Başak Şenova ile Güney Afrika’dan Akdeniz’e uzanan bu kapsamlı sanat projesinin kavramsal arka planını konuştuk.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
Sevgili Başak Şenova, Girne’de bulunan çağdaş sanat galerisi Art Rooms’un yeni karma sergisi “Soil & Water: Mediterranean Crossing” [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi] sizin küratörlüğünüzde ziyarete açıldı. Toprak ve suyu “kaynak” değil maddi, ekolojik, kültürel ve politik “ajan” olarak düşünmek bugün neden önemli? Bu yaklaşım serginin kavramsal omurgasını nasıl belirledi?
Bugün toprak ve suyu yalnızca yönetilmesi gereken doğal kaynaklar olarak düşünmek, yaşadığımız ekolojik ve toplumsal krizleri eksik okumamıza neden oluyor. Soil & Water: Mediterranean Crossing [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi]bu nedenle toprağı ve suyu tarih, hafıza, ideoloji ve politik süreçleri taşıyan etkin özneler olarak ele alıyor. Bu bakış açısı, serginin kavramsal omurgasını belirleyerek projeyi yalnızca ekolojik meselelerle sınırlı olmayan, sosyal ve tarihsel katmanları birlikte düşünen bir düşünsel zemine taşıdı.

Soil & Water projesi, Prof. Johan Thom (Pretoria Üniversitesi) ve sizin (Viyana Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi) tarafınızdan NIROX Vakfı işbirliğiyle geliştirildi. UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Cradle of Humankind’deki nehir ve yeraltı suyu kirliliği endişelerine yanıt olarak Güney Afrika’da başlatılan proje, sanatın ekolojik gerçekleri göstermekle kalmayıp anlam, aciliyet ve eleştirel düşünce de üretmesi gerektiğini savunuyor. Soil & Water projesi Akdeniz bağlamına taşındığında hangi anlamlar dönüştü, hangileri daha da görünür hale geldi? Akdeniz’i bir “geçiş alanı” olarak ele almak, serginin politik ve tarihsel okumasını nasıl etkiledi?
Belirttiğiniz gibi Soil & Water projesi, 2024 yılında Güney Afrika’da UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Cradle of Humankind’deki nehir ve yeraltı suyu kirliliğine yönelik somut bir ekolojik endişeden yola çıktı. Bu bağlamda proje, sanatın yalnızca ekolojik gerçekleri görünür kılan bir temsil alanı olmakla yetinmemesi, aynı zamanda bu gerçekler etrafında anlam, aciliyet ve eleştirel düşünce üretmesi gerektiği düşüncesi üzerine kuruldu.
Proje Akdeniz’e taşındığında, bu temel yaklaşım değişmekten ziyade farklı bir yoğunluk kazandı. Benim açımdan, Güney Afrika’da su kirliliği ve ekosistemlerin tehdit altında olması üzerinden gelişen araştırma, Akdeniz’de göç, sınırlar, kaynak paylaşımı, sömürü ve iklim krizi gibi başlıklarla daha doğrudan politik bir duruş kazandı. Akdeniz’de gerçekleşen bu sergide, yüzyıllar boyunca geçişlerin, çatışmaların ve dolaşımların kesiştiği bir alan olarak, tekrar ele aldığı kırılganlıklar ve eşitsizlikler küresel bir perspektif içinde belirginleştiriyor.
Soil & Water: Mediterranean Crossing [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi, Akdeniz’i yalnızca bir coğrafya olarak değil; hafıza, sömürü, göç ve savaş gibi etmenlerin biçimlendirdiği, kırılgan ekosistemlerin iç içe geçtiği yoğun bir alan olarak ele alır. Bu çerçevede sergi, Afrika, Güney Amerika ve Avrupa gibi farklı coğrafyalardan sanatsal üretimleri Akdeniz bağlamına taşıyarak, bu bölgenin tarihsel ve politik birikimiyle birlikte araştırmayı yeni sorularla genişletiyor.
Sergi aynı zamanda, Nirox’ta henüz gösterilmemiş işlere de yer verir. Bu kapsamda; Akdeniz ile Afrika arasındaki balıkçılık, göç ve toplumsal katmanlar üzerine yürüttüğü araştırmaları fotoğraf serileriyle ele alan Sicilyalı sanatçı Francesco Bellini; Afrika’da toprağın ve suyun niteliğini olumsuz etkileyen madencilik endüstrilerini, toprağın çalkantılı tarihini ve politik direniş biçimlerini belgeleyen Güney Afrikalı sanatçılar Alet Pretorius, Johan Thom, Seretse Moletsane, Senzo Masondo ve Tshepiso Mahooe; iklimlere ve ekolojik dönüşümlere şiirsel bir dille odaklanan Hindistanlı sanatçılar Atul Bhalla ve Mithu Sen; Etiyopyalı kadınların zorla evlendirme, eğitime ve suya erişim gibi alanlarda karşı karşıya kaldıkları sistematik engelleri konu alan, ödüllü 2024 yapımı The River (Nehir) filmiyle Herrana Addisu; İstanbul Modern’deki misafirlik programı kapsamında yerel su örnekleri üzerine çalışan İsveçli kolektif Lundahl & Seitl; ve Fransa’daki kırsal dönüşümleri yine şiirsel bir anlatımla filme alan Eugénie Touzé sergide yer alan isimler arasındadır.

Sergide toprak ve suyu hafıza taşıyıcıları olarak düşünmek izleyiciye nasıl bir deneyim öneriyor?
Toprak ve su, geçmişi fiziksel olarak saklayan ve bugüne taşıyan unsurlar. Tortular, izler ve dönüşümler aracılığıyla izleyici, hem insan faaliyetlerinin geçmişte bıraktığı izleri hem de bugünkü kararların gelecekte yaratacağı etkileri düşünmeye yönlendiriliyor.
Bu sergide yer alan sanatçıları ve işleri bir araya getirirken hangi ortak sorular sizin için belirleyici oldu?
Sanatçıların ortak özellikleri toprağa ve suya eleştirel, araştırmaya dayalı ve sorumluluk alan bir yaklaşımla bakmalarıydı. Ortak sorular; toprağın ve suyun kimler için erişilebilir olduğu, kimler için bir çatışma alanına dönüştüğü ve bu unsurların nasıl politikleştirildiği etrafında şekillendi.
Ayrıca sergide farklı üretim biçimlerinin birlikte sunulması, tekil ve doğrusal bir sergi anlatısı kurmak yerine, katmanlı ve çok yönlü bir düşünme alanı oluşturmayı amaçlıyor.

Art Rooms ile ARUCAD kampüsü arasında yayılan sergi kurgusu, mekânla kurulan ilişkiyi nasıl dönüştürüyor?
Güney Afrika’da devam eden Soil & Water [Toprak ve Su]sergisi, yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılan Nirox Heykel Parkı’nda gerçekleşiyor. Sergi kapsamında, parkın açık alanlarında farklı ölçeklerde çok sayıda heykel yer alırken, park içindeki yedi binada ise resim, fotoğraf, heykel, obje, video, ses yerleştirmeleri ve çeşitli yerleştirmeler dâhil olmak üzere farklı mecralarda üretimler, Kasım 2025 ile Nisan 2026 tarihleri arasında dönüşümlü olarak yaklaşık 60 sanatçının işleriyle sunuluyor.
Kıbrıs’taki sergi ise ağırlıklı olarak fotoğraf, baskı, video, film ve küçük ölçekli objelerden oluşuyor. Buna ek olarak, Güney Afrika’daki büyük ölçekli heykellere referans veren Ledelle Moe’nun Nirox Heykel Parkı’nda sergilenen çalışmasının dörtte bir ölçeğinde, ARUCAD öğrencileriyle birlikte atölye sürecinde yeniden üretilen ve ARUCAD bahçesine kalıcı olarak yerleştirilen bir heykel de sergide yer alıyor.
Ledelle Moe’nun heykeline ek olarak, bazı işler ARUCAD Girne kampüsü ile Lefkoşa Bandabuliya kampüsünde, öğrencilerin yoğun olarak kullandığı kütüphane, öğrenci işleri ofisi ve kafeterya gibi alanlara yayılıyor. Bu mekânsal dağılım, bir yandan projenin bilim insanlarıyla kurduğu iş birliklerine gönderme yaparken, diğer yandan Güney Afrika’da Pretoria Üniversitesi öğrencileriyle kurulan ilişkiye benzer bir bağın burada da öğrencilerle kurulmasını hedefliyor. Bu geçiş aynı zamanda, sanatsal araştırma ile akademik bilgi üretimi arasındaki geçirgenliği görünür kılıyor.

Ledelle Moe’nun Kıbrıs’ta ürettiği iş üzerinden düşünürsek, yerinde üretim bu projede nasıl bir rol oynuyor?
Evet, Güney Afrika’daki büyük ölçekli heykellere bir nevi referans veren Ledelle Moe’nin Nirox Heykel Parkı’nda sergilenen heykelinin ¼ boyutunda tekrar ARUCAD öğrencileriyle atölye çalışmaları yaparak ürettiği, ARUCAD bahçesine kalıcı olarak yerleştirilen heykel yer alıyor. Bence sanatçının, bu heykelin kavramsal çerçevesinden teknik ayrıntılarına kadar uzanan yeniden üretim sürecini öğrencilerle birlikte paylaşması, bilgiyi öğrenciler için yalnızca aktarılan değil, birlikte üretilen bir deneyime dönüştürüyor.
Buna ek olarak, tüm bu yapım sürecinin belgelenerek, sergide sunuluyor olması bu deneyimin izleyiciyle paylaşımına da imkân tanıyor.

Heykel, performans, araştırma temelli işler ve arşiv materyallerinin birlikte sunulması nasıl bir anlatı kuruyor? Bu bağlamda Graz’da gerçekleşen Sediment [Tortu] sergisi bu proje içinde nasıl bir yere oturuyor? Sergide yer alan arşiv ve yayın, bu projeyi bir sergiden öteye nasıl taşıyor?
Arşivlerle çalışmak ve arşiv oluşturmak benim için önemli. Arşivleri, geçmişi sabitleyen kapalı yapılar olarak değil, her yeni karşılaşmada yeniden anlam üreten ve çağdaş sanat aracılığıyla eleştirel düşünceye alan açan yaşayan bilgi alanları olarak görüyorum. Dicle Beştaş ile birlikte 2022’den bu yana geliştirdiğimiz Sediment [Tortu] projesi, yaşadığımız çevreleri şekillendiren sosyo-politik, ekolojik ve ekonomik süreçlerin etkileri üzerine odaklanmaktadır. Projenin çıkış noktası, Türkiye’nin güneydoğusunda Diyarbakır ve çevresine odaklanan, kâr amacı gütmeyen bir sanat mekânı olan Loading’in arşivinde yürütülen kapsamlı bir küratöryel araştırmaya dayanmaktadır. Bu arşiv, Kürt nüfusun yaşadığı bölgeleri etkileyen sosyo-politik ve çevresel meselelerle birlikte yerel sanat ortamına katmanlı bir bakış sunar. Arşivde kadın sanatçıların güçlü biçimde temsil edilmesi ise projenin yönünü belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.
Avusturya’nın Graz kentinde, 2024–2025 yıllarında <rotor> Çağdaş Sanat Merkezi’nde gerçekleşen Sediment [Tortu] sergisi, bu araştırmanın önemli çıktılarından biriydi. Sergi, arşivden yola çıkarak, Soil & Water [Toprak ve Su] projesinin kavramsal çerçevesiyle paralel biçimde, araştırmaya dayalı üretimler gerçekleştiren Rozelin Akgün, Leyla Keskin, Aylin Kızıl ve Rojda Tuğrul’u bir araya getirirken, Graz ve Üsküp’ten iki sanatçıyı da sürece dâhil etmişti. Bu çerçeve, Dicle Nehri havzasındaki Hevsel Bahçeleri’nden antik Hasankeyf kentine, ayrıca Vardar ve Mur nehirlerine uzanan mekânsal bir ağı kapsıyordu.
Soil & Water [Toprak ve Su]projesi de zamanla ele aldığı meseleler üzerinden büyüyen bir arşive dönüşmektedir. Bu nedenle Sediment [Tortu]sergisinin ve bu sergide yer alan sanatçıların söz konusu arşivde yer alması benim için özellikle önemliydi. Graz’daki sergi ve kamusal program, hem kapsamı hem de yarattığı etki açısından son derece güçlüydü; mekânsal kurgusu da oldukça başarılıydı. Bu nedenle sergideki işleri, birlikte ürettikleri bağlamdan koparmak istemedim ve serginin temsilinin Soil & Water: Mediterranean Crossing [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi]kapsamında belgesel bir yerleştirme olarak yer almasına karar verdim. Bu temsil, şu anda sergide Constantin Lederer’in kurgusunu yaptığı kısa bir video çalışması ve ARUCAD Press tarafından bu bağlamda yayımlanan kitap ile birlikte sunuluyor. Bu süreç sayesinde, Sediment [Tortu] projesinin hem sürecini hem de içeriğini belgeleyen çevrimiçi bir yayın 2025 yılında hayata geçirilmiş oldu. Graz’daki sergideki işiyle ödül alan Rozelin Akgün’ün bu yıl yeniden Graz’a davet edilmesiyle birlikte bir kitap tanıtımı gerçekleştirilecek; ayrıca Nisan ayında, Soil & Water [Toprak ve Su] projesi kapsamında Pretoria Üniversitesi’nde de bu yayının tanıtımı yapılacaktır.
Soil & Water projesinin bundan sonraki durakları ve olası dönüşümleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Şimdilik en büyük ve somut hedef önce Nisan’da Pretoria ve Nirox Heykel Parkı’nda 3 günlük bir programla projeyi tamamlamak ve 2027 yılında basılacak olan kitabına çalışmak. Ancak proje bir taraftan Fransa, Avusturya, Almanya, Meksika ve Ruanda gibi farklı coğrafyalardan davetler alıyor. Şu anda size tam bir yol haritası söylemem imkânsız ama proje dönüşerek devam edecekmiş gibi duruyor.
Soil & Water: Mediterranean Crossing [Toprak ve Su: Akdeniz Geçişi] sergisinde Alet Pretorius (ZA), Atul Bhalla (IN), Barbara Putz Plecko (AT), Christophe Fellay (CH), Diana Vives ve Douglas Gimberg (CH/ZA), Diego Masera (AR), Ebru Kurbak (TR/AT), Egle Oddo (IT/FI), Eugénie Touzé (FR), Francesco Bellina (IT), Hera Büyüktaşcıyan (TR), Herrana Addisu (ET), Inma Herrera (ES/FI), Isa Rosenberger (AT), Jessica Ostrowicz (UK), Johan Thom (ZA), Ledelle Moe (ZA), Lundahl & Seitl (SE), Mithu Sen (IN), Robin Rhode (ZA/DE), Rojda Tugrul (TR/AT), Senzo Masondo (ZA), Seretse Moletsane (ZA), The Centre for the Less Good Idea (ZA), Tshepiso Mahooe (ZA), and The ZoNE (AT/CH/TR/ZA) yer alıyor. Sergi ayrıca, 2024–2025 yıllarında Avusturya’nın Graz kentindeki <rotor> Çağdaş Sanat Merkezi’nde düzenlenen Sediment adlı başka bir serginin sergi arşivine de yer veriyor. Başak Şenova ve Dicle Beştaş’ın küratörlüğünü üstlendiği bu grup sergisinde Rozelin Akgün, Hristina Ivanoska, Leyla Keskin, Aylin Kızıl, Barbara Schmid ve Rojda Tuğrul’un işleri sunuldu.
Soil & Water [Toprak ve Su], Pretoria Üniversitesi ve NIROX Foundation ve Sculpture Park iş birliğiyle geliştirilen bir projedir. Proje, NIROX Foundation, University of Pretoria, Arts Promotion Centre Finland, Art Rooms, Girne, ARUCAD – Arkin Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi, Avusturya Kültür Forumu Pretoria, BIENALSUR Bienal Internacional de Arte Contemporáneo del Sur, BMKÖS Avusturya Kültür, Sanat, Sivil Hizmet ve Spor Bakanlığı, Danimarka Sanat Vakfı, Güney Afrika Avusturya Büyükelçiliği, Güney Afrika İspanya Büyükelçiliği, Finlandiya Kültür Vakfı, IASPIS – İsveç Görsel ve Uygulamalı Sanatlar Uluslararası Programı, Pretoria İtalyan Kültür Enstitüsü, SKF – Sanat ve Araştırmayı Destekleme KKP – Sanat ve İletişim Uygulamaları, Viyana Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi, Kunsthaus Dahlem Berlin, Paris L’Accolade Vakfı, Güney Afrika Claire ve Edoardo Villa Vasiyet Fonu, Ukrayna Enstitüsü ve Techizart İstanbul tarafından desteklenmektedir. https://www.soilandwater.net. https://www.soilandwater.net



















