Turan Aksoy, disiplinler arası üretimini sanatçı kitapları, aforizmalar ve mekâna yayılan yerleştirmelerle bir araya getiriyor. “İçeriye Doğru” sergisi, izleyiciyi gölge, hafıza ve görme biçimleri üzerinden kişisel bir keşfe davet ediyor. “İçeriye Doğru” sergisi, 11 Nisan’a kadar Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi’nin (ARUCAD) çağdaş sanat odaklı buluşma mekânı ARUCAD Art Space’te izlenebilir.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
Sayın Turan Aksoy, farklı disiplinler arasında üretim yapan bir sanatçısınız. Bu çok katmanlı pratiğiniz nasıl şekillendi?
Farklı disiplinleri kullanmamda hem kişisel hem de dönem-kuşak etkisi var diyebilirim. Ben malzemeyi seven birisiyim. Bu beni farklı materyallerle düşünmeye itiyor ve bu konuda çok tereddütlü değilim. Bizim kuşakta çok disiplinli üretim yapan arkadaşımız çok.
Sanat üretiminizde kitap formu ne zaman ve nasıl merkezi bir yere oturdu? Sanatçı kitaplarını diğer üretim biçimlerinizden ayıran temel özellik sizce nedir?
On iki yılda altı kitap… Temel farklılık, o aforizmaları yazmaya çalışmam galiba.
“İçeriye Doğru” başlığı sizin için neyi ifade ediyor? Bu sergide izleyici tam olarak nereye doğru bir yolculuğa çıkıyor?
Önce minyatürün gölgesinde geçen bir aforizma ve sonrasında kitaplardan birinin adı ‘İçeriye Doğru İmkansız Bir Köprü’den’… İzleyici kendisi için farklı patikalar bulur her zaman; içeriden dışarıya, ışıktan gölgeye…

Sergiyi bir “yerleştirme” olarak kurgulama fikri nasıl ortaya çıktı? Kitapların mekân içinde adeta bağımsız sergiler gibi konumlanması izleyici deneyimini nasıl dönüştürüyor?
Kendi üretim pratiğimle ilgili sanırım. Birkaç defa hikâye düzeyinde bir şeyler yazma deneyimim birer iş olarak sonuçlanmıştır.
Aforizmalar, işlerinizde önemli bir yer tutuyor. Bu kısa metinler sizin için nasıl bir düşünme ve ifade alanı açıyor?
Sanatçı kitaplarında metin çok da makbul bir şey değil, biliyorum ama bu muğlak lafları etmekten kaçamıyorum, Umarım izleyiciye yardımcı oluyordur.
Kitaplarınızı ciltlenmemiş kopyalarla sergileme yaklaşımınız oldukça özgün. Bu kararın arkasındaki düşünce nedir?
İlk yaptığım kitap “Kralmışsın Gibi” bir enstalasyon parçası gibiydi. Üç ayrı seviyede basamaklara çıkılarak yüksek masalardaki kitaplara bakabilme biçiminde işleyen bir düzen şeklindeydi. Belki de belirleyici olan o oldu. Sonrasında da kitapların içerisinde üç boyutlu hale gelen formlar, stenciller vs. girince bu yaklaşım devam etti.
Fotobook ile sanatçı kitabı arasında sizin pratiğinizde nasıl bir ayrım var?
Benim açımdan yok. Belki tamamen kendi çektiğim ve yalnızca fotoğraflardan oluşan bir kitap yaparsam daha iyi anlayabilirim.

“Gölge Üçlemesi” fikri nasıl ortaya çıktı? Bu üç kitabı bir arada düşünmemizi sağlayan ortak zemin nedir?
Açıkçası, bir üçleme yaparım diye başlamadım ama sonuçta yedi yılda gölge üzerinden üç kitap üretmiş oldum. Dolayısıyla üçleme deyimi kullanıldı.
Görseller ve aforizmalardan oluşan “Minyatürün Gölgesi” nelere odaklanıyor?
Minyatürün Gölgesi ya da başka bir deyişle geçmişin gölgesi, görme biçimlerimizin tarihle, kültürle nasıl ilişkilendiği, ilişkilenebileceği üzerine odaklanan yeniden üretimlerden, Halife Abdülmecid Efendi’nin sarayda Beethoven resmi gibi oluşan bir kitaptır.
“Yanıltıcı Bir Gölge” kitabınızda, özellikle anonim fotoğraflar kullanmanızın arkasında nasıl bir kavramsal tercih var? Sanat tarihinde sanatçının kendini esere dahil etme meselesine yaptığınız göndermeler, günümüz görsel kültürüyle nasıl ilişki kuruyor?
Bu kitabın yapımı ilginç bir süreçti. O fotoğraflardan birkaç tanesini tamamen tesadüfen aldım. Kitap düşüncesi sonra gelişti. Ama zaten niyetli olarak çekilmiş fotoğraflar ile bunu yapamazsınız; onu yapan sanatçılarla sanat tarihi tartışması yapılabilir.
“Durmaksızın Değişen Gölge” neler anlatıyor?
Durmaksızın Değişen Gölge en açık ve doğrudan olandır. Claude Monet’nin “Işık durmadan değişir” sözüne referansla yapılmış bir kitaptır. Gölge durmadan değişir ve ona bağlı olarak şeyler ve atmosfer de değişir.
“Kralmışsın Gibi” kitabınızda görseller üzerinden kurulan manipülasyonlara odaklanıyorsunuz. Günümüz görsel dünyasını nasıl okuyorsunuz?
Aslında iletişim alanının tartışma dilinden uzak durmayı tercih ederim. Reklamlar aracılığıyla ortaya çıkan hedef kitle profilleri ve onların yaşam biçimiyle ortaya dökülen ideolojik yapıları akıl oyunlarına izin veriyor.

“Deplasman”da yer değiştirme fikri öne çıkıyor. Bu kavramı hem sanatsal hem toplumsal bağlamda nasıl ele alıyorsunuz?
Gezi gösterileri sırasında ve sonrasında şehirde bir anda yeni konumlandırmalar ve konumlanmalar oldu. Burada ölçüt uygunluk değildi hatta bunların bazıları absürttü. Ve ben bunu bir üretim stratejisi olan yer değiştirme üzerinden kullandım.
İstanbul’a odaklandığınız “İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü” kitabında kent sizin için nasıl bir düşünme alanı sunuyor?
2002’de İstanbul’a geldim ve hemen her zaman Beşiktaş’ta yaşadım. Karşıda olmak, karşıya geçmek, İstanbul’un dinamiğini biliyorsunuz. Ama bu kesinlikle yalnızca bir günlük eylem değil, bir yaşam biçiminin, kültürel alışverişin, zamanı kullanmanın, sevmenin, kavganın en yoğun olduğu harita. Burada biraz İvo Andriç’in Drina Köprüsü kitabından etkilenmiş olabilirim, bir köprü etrafında geçen, şekillenen hayatlar.



















