Defne Parman, Memory, 2025.
Bağımsız sanatçıları ortak üretime davet eden offgrid art project, küratörlüğünü Nilay Yerebasmaz’ın gerçekleştirdiği “Halının Altındakiler” başlıklı sergisinde dokuma işleriyle öne çıkan Defne Parman ve seramik sanatçısı Esra Gezer’i bir araya getirdi. Hepimizin ortak belleğinde yer alan ancak zaman zaman göz ardı edilen travmalar, yas ve unutma süreçleri üzerine düşünmeye davet eden “Halının Altındakiler” sergisini küratör ve sanatçılarla konuştuk.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
Sevgili Nilay Yerebasmaz, offgrid art project’de 15 Mayıs 2025 tarihine kadar devam eden, küratörlüğünü gerçekleştirdiğiniz “Halının Altındakiler”: Hafıza, Yas ve Unutuşun Katmanları sergisinin ortaya çıkışını sizden dinlemek isteriz. Defne Parman ve Esra Gezer ile bu kavramsal çerçevede nasıl buluştunuz? Fikir kimden çıktı?
Defne Parman ve Esra Gezer, üretimlerini ayrı ayrı uzun süredir takip ettiğim iki sanatçıydı. Son dönem işlerini üretme süreçlerinde onlarla birebir temas hâlindeydim. Bu süreçte fark ettim ki her ikisi de farklı malzemelerle çalışıyor olsalar da benzer bir duygusal ve kavramsal düzlemde hareket ediyorlar: bastırılmış olanla, hafızayla, kayıpla ve unutmayla ilgileniyorlar. Onlara da bu benzerlikten bahsettiğimde “Aslında ikiniz de halının altına süpürdüğümüz dertleri anlatıyorsunuz” dedim. Bu cümle bir yandan serginin ismini doğurdu, bir yandan da onları bir araya getirme fikrini başlattı. O güne kadar birbirlerini tanımıyorlardı. Bu ortak duygusal zeminin iki farklı üretim diliyle nasıl buluşabileceğini merak ettim ve onları tanıştırdım. Süreç boyunca, birlikte hafızanın katmanlarını, unutmanın savunma mekanizmalarını ve geçmişin üzeri örtülmüş izlerini konuşarak sergiyi şekillendirdik.
“Halının Altındakiler”, yüzeyin altına itilenin, bastırılanın ve görünmeyenin izini sürmeye çalışan bir sergi. Esra’nın seramik ve porselen malzemelerle oluşturduğu işler, belleğin hem fiziksel hem de duygusal kırılganlığına odaklanırken; Defne’nin kumaş, pamuk, iplik ve sözcüklerle kurduğu dil, hatırlamanın sezgisel ve bedensel boyutlarına dokunuyor. Benim için de bu sergi, yalnızca bir küratörlük süreci değil; duygusal ve düşünsel olarak da birlikte var olabildiğimiz, birbirimizi dinlediğimiz bir alan oldu. Unuttuğumuzu sandığımız şeylerle yeniden karşılaşmak, bazen onları anlatmak kadar sessizce hissetmek de bu sürecin önemli bir parçasıydı.

Defne Parman, Whatif, 2025.
Sevgili Defne Parman öncelikle seni tanımak isteriz. Travmalar, yas ve unutma süreçleri, hafıza kavramlarını siz nasıl ele aldınız eserlerinizde?
Ben hem sanatçı hem de dekor ve kostüm tasarımcısıyım. Paris’te E.N.S.A.A.M.A. Güzel
Sanatlar Fakültesi’nde Heykel-Metal bölümünde eğitim aldıktan sonra, Sorbonne Nouvelle
Üniversitesi’nde Dekor ve Kostüm Tasarımı bölümünü tamamladım. 2017’den bu yana bu iki alanda üretimimi sürdürüyorum. Sanatsal pratiğim, toplumsal ve bireysel yas, kırılganlık ve hafıza kavramları etrafında şekilleniyor. Bu temaları işlerken, sadece içerik olarak değil; süreç ve teknik açısından da kırılganlığı öne çıkarmaya çalışıyorum. İnce kâğıt, sargı bezi, kumaş ve pamuk gibi narin, kolay zarar görebilecek ve gündelik yaşantımıza ait “sıradan” malzemeleri özellikle tercih ediyorum. Bu malzemelerin zamanla kirlenebilir, bozulabilir olması, benim için hafızanın doğasıyla paralel bir anlam taşıyor. Bu sergi kapsamında ürettiğim işleri, hafızanın soyut temsilleri olarak düşünebiliriz. Çalışmalarda kimi zaman pamuğu doğrudan görürüz, kimi zaman yalnızca kumaşın altında bıraktığı engebeli yapıyı hissediyoruz. Yüzeydeki yırtıklar ve bu yırtıklardan dışarı taşan, kök, nöron ya da bağırsakları andıran biçimler; bilinçdışımızda yer eden ve bastırıldıkça yüzeye çıkmaya çalışan meseleleri simgeliyor. Ne kadar örtmeye çalışsak da bu meseleler bir şekilde kendilerini hatırlatıyor. İyileşebilmek, anlayabilmek ve ilerleyebilmek için önce kendi tarihimizle, aile geçmişimizle ve toplumsal hafızamızla yüzleşmek zorundayız. Aksi halde, o bastırılan duygu ve travmalar, kumaşın altında da olsa var olmaya devam eder ve er ya da geç dışarı taşar.

Esra Gezer, Kalanlar, 2025.
Sevgili Esra Gezer, siz seramik çalışmalarınızla yer alıyorsunuz sergide. Sizi tanıdıktan sonra, Hafıza, Yas ve Unutuşun Katmanları alt başlığını eserlerinize nasıl yansıttığınızı dinlemek isteriz.
Tabi, sanat eğitimimi Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi seramik bölümünde tamamladım. Üretim sürecinde bazen seramik malzemesini tek başına bazen de farklı materyaller ile destekliyorum. Dert edindiğim konuyu anlatabileceğim her türlü malzeme ile çalışıyorum aslında. Temelde benim için dert edinme ile başlıyor her şey.
Serginin temel kavramları olan hafıza, yas gibi kavramlarla uzun süredir çalışıyorum. Yas kavramıyla, yas ritüelleri ile ilgili bir tez yazıyorum, bunun etkisi de çok oldu. Çalışmalarımda bazen umut verici bazen de hatırlamanın acı hissettirebilecek hallerini anlatmaya çalıştım. Gölgeler isimli çalışmamda birlikte iyileşebilmenin birlikte hatırlayarak olabileceği ihtimalini anlatırken, “Rast gele” isimli çalışmamda unutmanın ve ölümün kimliksizleşmesini vurgularken silikleşmeyi hissettirmekti. Yaşantımızda bilerek hatırlamak istemediğimiz ya da hatırlanmaması için yaratılan bir kurgu toplumunun içinde kalıyoruz. Bu durum karşısında hayatın devam etmesi gerektiği gerçeğine ara vermeden yas tutmadan, bakmadan, hissetmeden geçiyoruz.

Esra Gezer, Peki sen o yüzleri hatırladın mı, 2024.
Aslında farkında olmadan hatırlamak istemediğimiz, unutmak, bir daha hiç düşünmek istediğimiz birçok şeyi sizin deyiminizle “halının altına süpürürüz.” Tabi bu bilinç altına itilen şeyler ağır da bir yük getirir kişinin omuzlarına. Ve bu aradalık durumunun görselleştirilmesi de oldukça meşakkatli. Sizde eserlerinizde bu kavramı yorumlamayı çok iyi başarmışsınız. Üretim süreci nasıl geçti? Uzun bir araştırma süreci de olmuştur sanırım?
Esra Gezer: Kişisel noktadan hangi ailede doğduysak bile o evin içinde üzüntünün ya da mutlu olunan şeyler sizi oluşturur ya, bu yapının makro hali de aslında toplum. Hangi toplumda yaşıyorsanız size fark etmeden neyin özel olduğunu, neyin hatırlanması ya da unutulması gerektiğini aktarıyorlar aslında. Halının altına süpürdüğümüz aileden topluma birçok konu var anlaşılan. O yüzden çalışma sürecinde aile, kültür ve toplumsal normlardan örneklerim oldu. Yas tutmayı başaramamak, iyileşmenin gölgede kalması ve bize yaşadığımız düzenin neyi hatırlayıp neyi unutmamız gerektiğini fark etmeden topluma aktarılması gibi süreçler üzerinden ilerlemiş oldum.
Defne Parman: Her sanatçı gibi ben de üretimlerimde kendimden, bana dokunan meselelerden yola çıkıyorum. Kendi bireysel yaslarım kadar, yaşadığımız coğrafyada ve dünyada tanıklık ettiğimiz toplumsal yaslar, adaletsizlikler de içimde yer ediyor. Tüm bunlar beni besliyor; zamanla içimde şekillenip bir anlam arayışına dönüşüyor. Bu süreçte yalnızca kendi deneyimime değil, benzer temalarla çalışan başka sanatçıların üretimlerine de bakıyorum. Aynı meseleleri nasıl ele aldıklarını, hangi pencereden yaklaştıklarını gözlemliyorum. Çok okuyorum, izliyorum, araştırıyorum; her anlamda kendimi beslemeye çabalıyorum. Sizin de dediğiniz gibi; halının altına süpürdüğümüz, bastırdığımız meseleler bilinçdışımızda yaşamaya devam ediyor. Görmezden gelsek de bizden bağımsızlaşamıyor; içimizde ağırlık yapıyor, kimi zaman beklenmedik biçimlerde yüzeye sızıyor. Çalışmalarımda kullandığım pamuktan yapılmış kök-nöron formları da bu bastırılmış olanın dışavurumu gibi düşünülebilir. Onları hem bir patlama sonucu kontrolsüzce dışarı taşan bir “şey” olarak, hem de toprakta hayatta kalmak için yolunu arayan dirençli kökler gibi görmek mümkün. Bence bu iki hal iç içe geçiyor. Tıpkı büyük savaşlar sırasında doğum oranlarının artması gibi; insan, yıkımın ortasında bile hayatta kalmanın yollarını arıyor. Üretim sürecim uzun soluklu bir araştırma ve sezgisel bir dinleme süreci. Hem kişisel hem kolektif hafızayla temas kurmak, zaman isteyen bir şey. Sadece görsel değil, duygusal ve düşünsel olarak da malzemeyle ilişki kuruyorum. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir nesne ya da bir sessizlik bu süreci başlatabiliyor. Bu nedenle çalışmalarımda da süreç kadar o sürecin izi -yani iz bırakma ve silinme halleri- önemli bir yer tutuyor.

Defne Parman, “What If I Remember”, 2025
Sevgili Nilay Yerebasmaz, “Halının Altındakiler, örtülmeye çalışılan hafızanın izini sürerek, izleyiciyi derin bir sorgulamaya çağırıyor. Unutmanın ve hatırlamanın duygusal ve sosyal boyutlarını açığa çıkaran bu sergi, kolektif belleği yeniden inşa etme çabasına bir katkı sunmayı hedefliyor” açıklamasını görüyoruz sergi metninde. Bu açıklamanın alt metinlerini sizden dinlemek isteriz.
Bu cümle aslında serginin temel çıkış noktasını özetliyor. “Halının Altındakiler”, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bastırılmış, görünmez kılınmış, unutulmuş ya da unutturulmuş olana odaklanıyor. Sergideki her iş, bir tür yüzey -bir halı, bir örtü, bir zar gibi- düşünülebilir. Ama asıl mesele o yüzeyin altında kalan, gözden kaçan ya da görmezden gelinenlerle ilgili. Hafıza burada sadece hatırlamakla değil, aynı zamanda unutmamak için verilen mücadeleyle, unutturulanla yüzleşme ihtiyacıyla da şekilleniyor.
Unutma her zaman pasif bir süreç değil. Bazen bir savunma mekanizması, bazen bastırma, bazen de bilinçli bir görmezden gelme. Ancak her ne kadar üzeri örtülse de o bastırılan izler bir şekilde varlığını sürdürüyor. Sergi de tam olarak bu izlerin peşine düşüyor. Gözle görülmeyeni hissedebilmek, görünmeyenin varlığını duyumsamak istiyor.
Bu noktada kolektif bellekle kurduğumuz ilişki önemli hale geliyor. Çünkü unutmak sadece bireysel değil, toplumsal bir deneyim de olabilir. Bazı şeyler zamanla değil, susturularak unutulur. Ve bu susturulanlara yeniden bakmak, onları yeniden düşünmek, aslında kolektif belleği yeniden kurmak için bir adım olabilir.
Esra Gezer ve Defne Parman’ın işleri de bu süreci farklı malzemeler üzerinden görünür kılıyor. Esra’nın kırılgan ama dirençli materyallerle oluşturduğu işler, zamanın ve belleğin fiziksel izlerini taşırken; Defne’nin kumaş ve dil üzerinden kurduğu katmanlı yapı, duygusal hafızaya ve bedensel tanıklığa odaklanıyor. Bu işler sadece izleyiciye bir şey göstermiyor; aynı zamanda onun belleğini harekete geçirmeyi, bastırdığı ya da unuttuğu şeylerle sessiz bir karşılaşma yaratmayı amaçlıyor.
Sergi, bu anlamda geçmişle kurduğumuz duygusal ve sosyal ilişkiye bir davet. Hatırlamanın ne kadar kırılgan ve ne kadar dirençli olabileceğini birlikte düşünmeye çağırıyor. Ve evet bu çağrının, kolektif belleğin yeniden inşasında küçük de olsa bir katkısı olabileceğine inanıyoruz.
Bağımsız sanatçıları ortak üretime davet eden offgrid art project’i de tanımak isteriz. offgrid art project nasıl kuruldu? Taksim’de yer alan Sentire Hotel & Residence içerisinde bağımsız sanatçılar için bu alanı kurmak ve yönetmek özellikle günümüzde büyük cesaret değil mi?
Offgrid art project, İpek Eyüboğlu ve ailesinin sanata olan derin ilgisiyle şekillendi. Aile, koleksiyonculuk geçmişiyle sanatı yaşam alanlarına entegre etmiş ve sanata olan bu tutkuları, bir sanat alanı kurma fikrine dönüşmüş. Bir yıl süren hazırlık sürecinin ardından, offgrid art project’in vizyonunu şekillendirmek ve sanatçıları desteklemek amacıyla benimle işbirliği yaparak projeyi hayata geçirdik. Hep birlikte, sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapacak bir alan yaratmak istedik.
Offgrid, sadece bir sergileme alanı olmanın ötesine geçiyor; sanatın çok çeşitli formlarını barındıran, dinamik ve disiplinlerarası bir platform olarak tasarlandı. Sanatçılarla sürekli bir iletişim ve işbirliği içinde olarak, üretim süreçlerinden besleniyor ve projeleri bu diyaloglar üzerinden geliştiriyoruz. Ayrıca, programımızda sergilerin yanı sıra atölyeler, söyleşiler, performanslar ve daha pek çok etkinlik yer alacak. Offgrid, sanatı sadece izlemek değil, aktif bir şekilde deneyimlemek için bir alan yaratma amacını taşıyor.
“Bağımsız sanatçı olmak” duygusunu da sanatçılarımızdan dinlemek isteriz?
Esra Gezer: Türkiye şartlarında zor olunan bir durum bence. Bağımsız sanatçı olmanın iyi yönleri var elbette, fakat ekonomik ve sosyal alanlardaki zorluklar bence bağımsız sanatçıların üretimlerini sınırlayan bir durum.
Defne Parman: Aslında bütün sanatçılar “bağımsız”dır. Buradaki mesele bir galeri temsiliyetinde olmak ya da olmamak ise, bu tamimiyle bir tercih. Ben şu an üretimimi kendi tempomda ilerletmek, daha fazla iş üretmek, sanatçı olarak kendi meselelerimi bulma hedefindeyim.
Nilay Yerebasmaz
Nilay Yerebasmaz, 1996 yılında İstanbul’da doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra GalataPerform Tiyatrosu’nda Yönetici Asistanı ve Mekan Yöneticisi olarak çalıştı. Bu dönemde, Pietra Neamt gibi uluslararası tiyatro festivallerinde oyunların temsil edilmesini sağladı. Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali’nde Prodüksiyon Koordinatörü olarak görev yaptı. Ayrıca Berlin, İstanbul ve Zürih’te prömiyeri yapılan uluslararası “House of Hundred” oyununda Proje Asistanı olarak katkıda bulundu.
Nilay, küratöryel ve sergi koordinasyonu alanında Base sergilerinde küratör Derya Yücel’e asistanlık yaparak deneyim kazandı. Anna Laudel Galeri’de Sanatçı İlişkileri, Satış ve Proje Yöneticisi olarak çalıştı ve sanatçı biyografileri ile sergi metinleri yazmanın yanı sıra “Zamanın Döngüsel Doğası” gibi grup sergilerini düzenledi. Son projeleri arasında “Bir Koleksiyonerin Hikayesi: Taviloğlu Koleksiyonu” sergisi için küratör asistanlığı bulunmaktadır. Şu anda, Offgrid Art Project’in kurucu direktörü olarak disiplinler arası sanat projeleri geliştirmeye devam etmektedir.
Defne Parman
Defne Parman, lisans eğitimine Paris’te L’École Nationale Supérieure des Arts Appliqués et des Métiers d’Art – Olivier de Serres’te heykel-metal bölümünde başladı. Ardından Paris Sorbonne Nouvelle Üniversitesi’nde dekor ve kostüm tasarımı bölümünü tamamlayarak ikinci lisans diplomasını aldı. 2021 yılında CoBAC WorkSpace’te düzenlenen “Uzun Karantina Günlerinden Kısa Hikayeler” sergisine katıldı. Aynı yıl Mixer Galeri bünyesindeki Art Weeks VII’de yer aldı. “Orantısız” isimli çalışmasıyla 41. Akbank Günümüz Sanatçıları Ödüllü Sergisi’ne seçildi ve ödül kazandı.
“Yas” serisiyle Mamut Art Project’in 11. edisyonuna seçilen sanatçılardan biri oldu. 2024 Mayıs’ında Merdiven Art Space’te, sanatçı Neriman Polat’ın küratörlüğünü üstlendiği “Parça Parça” sergisinde üç sanatçıdan biri olarak yer aldı. Aynı dönemde, “Şişli’de Yaşayan Bağımsız Sanatçılar” seçkisi kapsamında, İlhan Sayın’ın küratörlüğünde düzenlenen Art Weeks X’te çalışmalarını sergiledi.
Paris, Brüksel, Londra ve İstanbul’da birçok tiyatro oyunu, film çekimi, festival ve sanat etkinliğinde görev aldı. Sanat yönetmenliğini üstlendiği, Ozan Yoleri’nin yönettiği “Başlangıçlar” adlı film, 2023 İstanbul Film Festivali’nde En İyi İlk Film Mansiyon Ödülü’ne layık görüldü.
Esra Gezer
1995 yılında İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini Maçka Akif Tunçel Anadolu Meslek Lisesi Plastik Sanatlar bölümünde tamamladı. Çamurla olan iletişimini devam ettirmek istemesiyle 2014 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam bölümünü kazandı. 2018 yılında mezun oldu. Lisans eğitimi sırasında Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu’na 2015-2016 yılları arasında katılım sağladı. Çanakkale Seramik Sanat Atölyesi’nde stajını tamamladı. Çeşitli atölyelerde asistanlık yaptı. Sergi ve yarışmalara katılım sağladı. 2018 yılında Base platformuna “Umut” adlı eseriyle seçildi. Eseri Mustafa Taviloğlu Koleksiyonu’na alındı. Aynı eser Mügsf Trienali’nde sergilendi. 2019 yılında Base platformunun Siesta Exclusive ile yaptığı sergiye katıldı. Buradaki eseri tekrar Mustafa Taviloğlu Koleksiyonu’na katıldı. 2021 yılında Kale Grubu’nun düzenlediği “İyi Bak Dünyana” sergisine dahil oldu. Eseri Kale Grubu koleksiyonuna alındı ve KTSM binasında sergilenmeye devam etmektedir. 2022 yılında “Jumbo X Base Zamansız Yolculuk” sergisinde yer aldı. Üretimlerine devam etmenin yanı sıra çeşitli atölyelerde seramik eğitimi vermektedir.
Bilgi için
www.offgridartproject.com
info@offgridartproject.com
Imam Adnan Sok, No:6, İstiklal, Beyoğlu-İstanbul



















