• Ana Sayfa
  • Ayın Solo Sergisi
  • Haberler
  • Mimari ve Tasarım
  • Mekanlar
  • Röportajlar
  • Köşe Yazıları
  • Makaleler
  • Youtube
  • Mağaza
  • Ana Sayfa
  • Ayın Solo Sergisi
  • Haberler
  • Mimari ve Tasarım
  • Mekanlar
  • Röportajlar
  • Köşe Yazıları
  • Makaleler
  • Youtube
  • Mağaza
Ara
  • Ana Sayfa
  • Ayın Solo Sergisi
  • Haberler
  • Mimari ve Tasarım
  • Mekanlar
  • Röportajlar
  • Köşe Yazıları
  • Makaleler
  • Youtube
  • Mağaza
  • Ana Sayfa
  • Ayın Solo Sergisi
  • Haberler
  • Mimari ve Tasarım
  • Mekanlar
  • Röportajlar
  • Köşe Yazıları
  • Makaleler
  • Youtube
  • Mağaza

Taşın Hafızasını Okumak: Reyhan Sezgin ile Anadolu’nun Sessiz Tanıkları

Reyhan Sezgin, Sezgin Marble.

Reyhan Sezgin, Sezgin Marble.

Facebook 'ta PaylaşX'te PaylaşWhatsapp ile GönderLinkedin'de Paylaş

Türkiye’nin binlerce yıllık medeniyetler mirası, yalnızca taşın hafızasında değil; onu okuyan, anlamlandıran ve bugünün insanına yeniden anlatanların sesinde yaşamaya devam ediyor. Sezgin Marble’ın kurucu ortağı Reyhan Sezgin, bu seslerden biri. Antik kentler, kaybolmuş uygarlıklar, taşın katmanlarında saklı hikâyeler ve kültürel miras, Reyhan Sezgin’in merakı, araştırmacı ruhu ve sahadaki sezgisel gözlemleriyle YouTube’da Sezgin Marble kanalında (https://www.youtube.com/@sezginmarble) yayınlanan belgesel dizisinde yeniden hayat buluyor.

Geçtiğimiz dönemde dokuz kenti konu edinen bu serideki belgesellerin yeni bölümleri, Anadolu’nun jeolojik çeşitliliğini yalnızca bir doğal taş perspektifinden değil, medeniyetlerin birbirine temas ettiği katmanlı bir zaman yolculuğu olarak anlatıyor. Reyhan Sezgin, hem bir iş insanı hem de kültürel mirasa tutkuyla bağlı bir anlatıcı olarak izleyiciyi yalnızca görüntüye değil; bağlama, arka plana ve taşın içindeki hafızaya doğru davet ediyor. Bu kentleri gezerken Ali Mucak ile birlikte sohbet ediyor; izleyeni de bu samimi sohbete dahil ediyor.

Bu seri aynı zamanda, Sezgin Marble’ın yıllardır savunduğu taşın yalnızca bir malzeme değil, bir kültür, bir iz, bir devamlılık olduğu fikrinin belgesel karşılığı niteliğinde. Yeni bölümler hem Türkiye’nin arkeolojik zenginliğini görünür kılmayı hem de bu zenginliğe sahip çıkmanın çağdaş sorumluluğunu hatırlatmayı amaçlıyor. Bu özverili çalışmanın mutfağını anlama ve Reyhan Sezgin’i daha yakından tanımak için ona sorular yönelttik.

Röportaj: Özlem Yalım

Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.
Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.

Sayın Reyhan Sezgin, kültürel mirasa ve arkeolojik alanlara olan ilginiz nasıl başladı? Bu merak hangi yaşanmışlıklardan beslendi?
Çocukluğumdan itibaren taşla, mekânla ve zamana direnen yapılarla özel bir bağ kurdum. Antik kentlerde dolaşırken yalnızca geçmişi değil, insanlığın ortak hafızasını hissettiğimi fark ettim. Bu ilgi zamanla bir meraktan öte, anlamaya ve aktarmaya dair bir sorumluluğa dönüştü. Okuduklarım, gezdiklerim ve sahada geçirdiğim zaman bu merakı sürekli besledi.

İş dünyasındaki rolünüz ile araştırmacı ve belgesel anlatıcısı kimliğiniz nasıl bir araya geldi?
Aslında bu iki kimlik birbirinden hiç kopuk olmadı. Doğal taşla çalışmak, ister istemez sizi jeolojiye, tarihe ve kültüre yaklaştırıyor. İş dünyasında edindiğim disiplin, belgesel üretiminde yapı kurmamı sağlarken; araştırmacı tarafım da yaptığımız işe derinlik kazandırdı. Ayrıca işim gereği çok sık olarak yurtdışı ilişkilerde bulunuyorum ve orada sahip olduğumuz kültürel, mimari ve teknik zenginliği tartışacak bir zemin bulmak da mümkün her zaman.

Bu belgesel serisini hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı? İlk bölüm için sizi harekete geçiren şey neydi?
Uzun yıllardır gezdiğim antik kentlerde, anlatılmayı bekleyen çok güçlü hikâyeler olduğunu hissediyordum. Ancak bunlar genellikle akademik ya da yüzeysel anlatılar arasında sıkışıp kalıyordu. İlk bölüm, bu boşluğu doldurma isteğinden doğdu: taşı, mekânı ve insan hikâyesini bir arada anlatma ihtiyacı denilebilir özetle.

Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.
Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.

Bir antik kenti anlatırken sizin için en kritik olan şey nedir? Mekân mı, tarih mi, yoksa orada duyumsadığınız görünmez enerji mi?
Hepsi… Ama sanırım en belirleyici olan “bağlam”. Mekân ve tarih, o görünmez enerjiyle birleştiğinde anlam kazanıyor. Bir kentin taşlarına dokunduğunuzda, orada yaşanmış hayatların izlerini hissetmek anlatının kalbini oluşturuyor. İnsanların doğal taşı o günün teknikleri ile nasıl da şekillendirdiğine ve yapıları kentleri yarattığına her defasında şaşırıyorum; kentlerin sokaklarında yürürken o zamanlardaki insanları ve yaşamlarını hayal etmeye çalışıyorum.

Ayrıca bizler bu kalıntıların bugününü kayıt altına alıyor ve değerlendiriyoruz. Bildiğiniz gibi tarihe tanıklık eden bu yapılar sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde. Bugün gezdiğiniz bir kentte farklı kazılar yapılabilir ve gün ışığına çıkabilir veya zamanla tahribat yaşanabilir… Gelecekte bugün kayıt altına aldığımız bu belgesellerin kıyaslama adına bir kaynak olması fikri de epey motive edici oluyor.

Çekimlerde en çok zorlandığınız an neydi? Hem fiziksel hem de duygusal olarak…
Antik kentlerin pek çoğu zor coğrafi koşullar ile sizi karşılıyor; bu fiziksel olarak yorucu; ancak asıl zorlayan, tahrip olmuş alanlarla karşılaşmak oluyor. Binlerce yıllık bir mirasın hoyratça zarar gördüğünü görmek, insanı derinden sarsıyor. Kimi yerlerde de ilgisizliğin, kimsesizliğin sessizliği beni üzüyor.

Yeni bölümlerin çekimlerinde sizi şaşırtan, hiç beklemediğiniz bir keşif oldu mu?
Evet, özellikle bazı kentlerde taşın kullanım biçimleri ve yerel malzemeyle kurulan ilişkiler beni çok şaşırttı. Medeniyetlerin doğayla kurduğu denge, bugünün dünyası için çok güçlü dersler barındırıyor.

Bir kentin taşlarını okuduğunuzda, size göre geçmişin hangi sesi en güçlü duyuluyor?
İnsan sesi. Güç, iktidar ya da ihtişamdan çok; gündelik hayatın, emeğin ve sürekliliğin sesi. Taş, en çok bu sıradan ama kalıcı hikâyeleri fısıldıyor.

Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.
Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.

Belgeselin yeni bölümlerinde Türkiye’nin hangi antik kentlerini keşfediyoruz ve bu kentleri seçme nedeniniz neydi?
Önceki sezonlarda ele aldığımız dokuz antik kentin ardından, yeni bölümlerde Anadolu’nun farklı jeolojik ve kültürel katmanlarını temsil eden kentlere odaklandık. Bu seçimde, yalnızca arkeolojik önem değil; taşın kaynağı, kullanım biçimi ve coğrafyayla kurduğu ilişki belirleyici oldu. Her kent, Anadolu’nun çok katmanlı hafızasını başka bir açıdan okumamıza imkân tanıyor. Yeni bölümler, Asklepion ve Alinda olarak yayınlandı. Daha önce Metropolis, Laodikeia, Iasos, Aizanoi, Afrodisias, Manesia, Priene, Miletos, Aigai olarak çekilmişti.

Yeni bölümlerde izleyiciyi nasıl bir kurgu, hangi hikâyeler bekliyor?
Bu kez anlatı daha derinlikli ve sohbet odaklı. Ali Mucak ile yaptığımız yürüyüşler ve konuşmalar, izleyiciyi klasik bir belgeselden çok, düşünsel bir yolculuğa davet ediyor. Hikâyeler taş üzerinden akıyor ama insanla tamamlanıyor. Amacımız ilk günden beri ekran başındaki izleyicileri sanki kendileri geziyormuşçasına samimi bir tura çıkarmaktı; açıkçası buna aynı biçimde devam ediyoruz.

Sezgin Marble’ın global marka kimliği ile bu belgesel projeleri arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?
Bu belgeseller, Sezgin Marble’ın “taşı bir kültür taşıyıcısı olarak görme” yaklaşımının doğal bir uzantısı. Kurumsal logomuzda dahi bir Ion sütunu bulunuyor; özellikle İzmir’de olduğumuz için ve bu coğrafyada İyonya kültürü ve mirasının üzerinde konumlandığımız için böyle bir tercihimiz olmuştu. Dünya pazarındaki söylemlerimizde “doğanın izi” derken bu izin sadece malzeme odaklı değil kadim bir kültürler yumağının izi olduğunu vurguluyoruz. Bu coğrafyanın bir kuruluşu olarak, global bir marka olmanın yalnızca ticari değil, kültürel bir sorumluluk da taşıdığımıza inanıyoruz.

Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.
Sezgin Marble, Fotoğraf: Alper Sezer.

Bu serinin uzun vadeli hedefi nedir? Kitap, podcast, sergi gibi devam projeleri düşünüyor musunuz?
Şu anda önceliğimiz olabildiğince çok kenti belgelemek ve bugünkü koşullarında kayda geçirmek. Elbette ileride bu seriyi çok katmanlı bir anlatıya dönüştürmek de düşünülebilir. Kitap, podcast ve hatta sergi formatları üzerinde çalışacağız. Amacımız bu birikimi her türlü görünür kılmak ve kalıcı hale getirmek.

Bu belgeselleri çekerken kendinizle ilgili fark ettiğiniz en güçlü değişim ne oldu?
Öncelikle yapısal ve mimari detaylar anlamında bilgim ve görgüm arttı. Malzeme kullanımının neden sonuç ilişkisi; başa bir deyişle fonksiyon ile olan ilişkisi alanında derinlik kazandım. Diğer yandan daha yavaşlamayı ve daha dikkatli bakmayı öğrendim. Her taşın, her boşluğun bir anlam taşıdığını fark etmek, insanın bakışını gerçekten de dönüştürüyor.Bu seriyi izleyen gençlere, öğrencilere, tasarımcılara ve tarih meraklılarına ne söylemek istersiniz?
Daha çok ilgi gösterilmesi öncelikli tercihim olurdu. Fiziksel olarak gidilemiyorsa, bizlerin hazırlayıp sunduğu gibi kaynaklara artık günümüz teknolojileri ile ulaşılabilir. Yurt dışındaki pek çok insan bizim üzerinde yaşadığımız coğrafyaya daha ilgili ve duyarlı. Bu toprakların sunduğu zenginlikleri araştırmadan, bunları anlamadan iyi bir mimar, kent tasarımcısı, peyzaj mimarı veya mühendislik okumak, yapmak bana hep yarım kalırmış gibi geliyor. Özellikle gençlere “geçmişe yalnızca bakmayın; onu okuyun, sorgulayın ve bugüne taşıyın” demek isterim. Çünkü kültürel miras, korunacak bir şeyden çok, devam ettirilecek bir sorumluluktur.

Etiketler: AfrodisiasAigai Antik KentiAizanoiAli MucakAlindaantik kentler belgeseliarkeoloji belgeseliAsklepiondoğal taşIasoskültürel miras belgeseliLaodikeiamermerMetropolis Antik KentiMiletosPrieneReyhan SezginSezgin MarbleSezgin Marble belgeselSezgin Marble YouTube
Önceki Yazı

Semiha Berksoy Sergisi İstanbul Modern’de: Tüm Renklerin Aryası

Sonraki Yazı

BMS Design Center ile Otel Tasarımlarında İyi Yatırım: Duxiana

Art Column

Art Column

2013 yılında bir Google Blog ile kurulan Art Column – Sanat Sütunu, 2024 yılında tüm yayın kanallarını bir çatı altında topladığı web sitesi üzerinden dijital sanat yayıncılığı yapmaya devam ediyor. Yazılar, makaleler, röportajlar, reels videolarının yanı sıra sanat galerilerinin, müzelerin ve sanat kurumlarının sergi ve etkinlik haberlerine tüm kanallarında yer veriyor.

Benzer Haberler

Küratör Başak Şenova.
Röportajlar

Başak Şenova ile Soil & Water: Akdeniz’de Toprak, Su ve Politik Geçişler

30/01/2026
Beyza Elif Gezgin, Havsala, Dijital kolaj.
Röportajlar

Talebeyiz Biz Derneği’den “Cam Gibi Değil, Kum Gibi” Paneli

29/01/2026
Bitmeyen Karnaval: Çağrı Dizdar ile “ARAF” Üzerine
Röportajlar

Bitmeyen Karnaval: Çağrı Dizdar ile “ARAF” Üzerine

12/01/2026
Cem Sağbil ile Paris’te Kamusal Alanda Heykel, Sorumluluk ve Zamansızlık Üzerine
Röportajlar

Cem Sağbil ile Paris’te Kamusal Alanda Heykel, Sorumluluk ve Zamansızlık Üzerine

08/01/2026
Küratör Çelenk Bafra.
Röportajlar

Yukarı Bakarken Bastığımız Yeri Hatırlamak: Çelenk Bafra ile 7. Mardin Bienali Üzerine

04/01/2026
Meltem Sırtıkara.
Röportajlar

Sanatçının Varoluş Süreci: Meltem Sırtıkara ile ‘Merdiven Bir Dairedir’ Üzerine

03/12/2025
Sonraki Yazı
BMS Design Center ile Otel Tasarımlarında İyi Yatırım: Duxiana

BMS Design Center ile Otel Tasarımlarında İyi Yatırım: Duxiana

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trend
  • Yorumlar
  • En Son
Tatsuru Arai, Face of Universe

“The Cube”: Dijital Sanatın Yeni Merkezi

22/11/2025
Koramiral Ekmel Totrakan, karada, denizaltında paşalar gibi resim yapıyor

Koramiral Ekmel Totrakan, Karada, Denizaltında Paşalar gibi Resim Yapıyor

14/12/2025
Küratörler Eda Berkmen ve Selen Ansen, Folia Sergisi, Abdülmecid Efendi Köşkü, 21 Eylül 2025 - 1 Mart 2026.

Ömer Koç’un “Büyülü Bahçesi” Abdülmecid Efendi Köşkü’nde Sergileniyor

20/09/2025

Mavi Melike Çatkın

12/01/2026
Sanatçı Kadınlar Derneği’nden “Mutant” Projesi

Sanatçı Kadınlar Derneği’nden “Mutant” Projesi

4
Anadolu Kadınının Eşsiz Sanatı: İğne Oyaları

Anadolu Kadınının Eşsiz Sanatı: İğne Oyaları

3
Ressam Reşat Ceylan’ın Görünmeyeni Görünür Kılan Gizemli Portreleri

Ressam Reşat Ceylan’ın Görünmeyeni Görünür Kılan Gizemli Portreleri

2
Burçin Erdi: “İnsan Ruhu İçin Bir Gen Yok”

Burçin Erdi: “İnsan Ruhu İçin Bir Gen Yok”

1
Küratör Başak Şenova.

Başak Şenova ile Soil & Water: Akdeniz’de Toprak, Su ve Politik Geçişler

30/01/2026
Semiha Berksoy, Tosca operasında Floria Tosca rolünde, 1941.

“Bir Sahne, Bir Resim ve Bir Ömür”: Semiha Berksoy’u Tüm Renkleriyle Okumak

30/01/2026
Beyza Elif Gezgin, Havsala, Dijital kolaj.

Talebeyiz Biz Derneği’den “Cam Gibi Değil, Kum Gibi” Paneli

29/01/2026
Kübra Doğu imzalı parlak kırmızı heykel, villanın doğal peyzajı içinde güçlü bir odak noktası oluşturarak mekâna çağdaş ve dinamik bir karakter katıyor. Organik formu ve rengi, yeşil dokuya kontrastla uyum sağlayarak dış mekânda dengeli ve etkileyici bir bütünlük yaratıyor. Eser Muse Contemporary’dan alınmış.

Zeytin Ağacından İlhamla: İncek’te Zamansız Bir Villa

30/01/2026

Sanat Haberleri

Erwin Wurm: “Yarın: Evet”

PPSD Weeks, Anna Laudel İstanbul’da

“Yolun Ortasında Yüzeyin Altında” Sergisi Loft Art’ta

Özge Topçu: Bilmeyişin Zarafeti

Son Eklenenler

Başak Şenova ile Soil & Water: Akdeniz’de Toprak, Su ve Politik Geçişler

“Bir Sahne, Bir Resim ve Bir Ömür”: Semiha Berksoy’u Tüm Renkleriyle Okumak

Talebeyiz Biz Derneği’den “Cam Gibi Değil, Kum Gibi” Paneli

E-posta Bülteni

Haber bültenimize katılın, yeni içeriklerimiz e-postanıza gelsin.

* indicates required
/* real people should not fill this in and expect good things - do not remove this or risk form bot signups */

Intuit Mailchimp

  • Sanat Haberleri
  • Hesabım
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Gizlilik ve Çerez Politikası
  • Sanat Haberleri
  • Hesabım
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Gizlilik ve Çerez Politikası

© 2025 ArtColumn, Tüm hakları Saklıdır.

info@artcolumn.com.tr

Bültenimize Abone Olun

Yeni içeriklerimiz yayınlandığında ilk siz haberdar olun.

* indicates required
/* real people should not fill this in and expect good things – do not remove this or risk form bot signups */

Intuit Mailchimp

No Result
View All Result