7 Ekim 2023 günü başlayan İsrail-Filistin savaşı ile yaklaşık 100 yıllık İsrail-Filistin çatışkısında bir kez daha şiddetli ve sınırsız bir savaşa tanıklık ediyoruz. Yaklaşık 28.000 kilometrekarelik Akdeniz ülkesinde yaşayan heterojen 10 milyon İsrailli ile 5 milyon Filistinli topluluklar arasındaki nefret ve şiddet eylemleri, İsrail’in işgalci politikaları, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırıları ve İsrail’in Gazze Şeridi’ni yıkımı, masum çocukları ve kadınları da kapsayan onulmaz bir yıkım ve soykırım yarattı.
Küresel bağlamda 1990’lardan günümüze sanat ve kültür alanında değerli üretimlere sahne olan barış, umut, özgürlük, yaratıcılık içeren sanat ve kültür üretimi ve etkinlikleri bu yıkım ve kırım sürecinde nasıl etkili olabilecek?
Sanat ve kültür üretim ve etkinlikleri bağlamında geçmişten bugüne zengin bir belleği içeren Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Karadeniz bölgesi savaş ve siyasal, ekonomik krizler içinde var olmaya çalışıyor. Bu bölgede şimdilik yalnız Türkiye’de sanat ve kültürün- kendi içindeki ikilemler dışında- başarılı bir direnişi ve vizyonu izleniyor.
Tarih ve kültürün böylesine olağanüstü karşılaşmalar ve çeşitlenmeler yarattığı Akdeniz’den başka bir bölge var mıdır dünyada? Ve bu coğrafya, bu yüzyılda ikilemli küreselleşme-Neokapitalizm-Posthakikat denen kargaşa bağlamında ne yaşıyor? Bu coğrafyada dinler, kültürler, etnik kökenler çözülmesi imkânsız düğümler oluşturmuştur. Karşılaşmanın ve çeşitlenmenin en son aşaması, gelenek ve Modernizm’in radikal kopuşlarla, sert direnişlerle, yüklü teslimiyetlerle ve acı dolu asimilasyonlarla birbirleriyle buluştuğu bölgede gerçekleşmiştir. Savaşlar, göçler, yıkılmış veya değiştirilmeye zorlanmış şehirler bırakan, bir insanın yaşamı çerçevesinde kavranması zor büyük dönüşümler… Askeri, politik, ekonomik, toplumsal karmaşıklıklar, karşıtlıklar, kıskanılacak zenginlikler, acı verici yoksulluklar, ekonomik dalgalanmalar, ekolojik felaketler, politik yolsuzluklar arasında yaşayan Akdeniz insanları, büyük çelişkilerle dünyanın geri kalanındaki insanlar tarafından hem kıskanılmakta hem de taciz edilmektedir.
Akdeniz’in binlerce yıllık şehirleri, tüm dönüşümlerin derin ve karmaşık anılarını kendi içlerinde gizler. Gerçekliği ve yaşamı olduğu gibi kabul etmeyi reddeden günümüz sanatçıları, bu anıları titizlikle ve sabırla izlerler. Akdeniz’i ve onun ima ettiği tüm olguları anlamak için belki de bu bölgedeki sanatçılara ve ürettikleri yapıtları incelemek ve araştırmak gerekir. Sanatçılar bu kargaşa düzenine direnmek için en kolay yolun ve metaforların çoğu zaman gerçekliklerden ve yaşamlardan daha etkili ve anlamlı olduğunu iddia ederler.
Ortadoğu’da mesleğimle ilgili olarak gittiğim ilk ülke İsrail’di; 1994, 1996 ve 1999 olmak üzere üç kez etkinliklere davet edildim ve 1996’da Türkiye’den göçen Yahudilerin yerleştiği Batyam’da bir sergi yaptım.
Viyana’nın Doğu’sundaki en kapsamlı modern ve çağdaş sanat koleksiyonları Tel Aviv ve Kudüs Modern ve Çağdaş Sanat Müzeleri’ndedir. 1977’de Tahran’da Farah Pehlevi tarafından kurulan Tahran Çağdaş Sanat Müzesi koleksiyonu ve Arap ülkelerinde zengin şeyhlerin son 20 yılda edindikleri bile bu müzelerle rekabet edemez. Her yıl İsrail dışında yaşayan iş adamları koleksiyonlara müze küratörlerinin hazırladıkları listelere göre yeni yapıtlar bağışlar. Koleksiyonlarda Marc Chagall, Gustav Klimt, Wassily Kandinsky, Pablo Picasso, Jackson Pollock, Mark Rothko, Roy Lichtenstein, Gerhard Richter, Francis Bacon, Joseph Kosuth, Christian Boltanski, Anish Kapoor, Anselm Kiefer, Braco Dimitrijevic, Mario Merz, Joel Shapiro Vito Acconci, Antony Gormley, Rodney Graham, Hans Haacke, Charles Ray, Bill Viola, Jeff Wall, Stephan Balkenhol, Fischli & Weiss, Robert Gober, Andreas Gursky, Mona Hatoum, Damien Hirst, William Kentridge, Annette Messager, Mariko Mori, Yinka Shonibare, Mark Wallinger, Kiki Smith, Rosemarie Trockel gibi en ünlü sanatçıların en değerli yapıtları yer alıyor.
1994’de İsrail çağdaş sanatının tanıtımı için gerçekleştirilen 1. ArtFocus’a davet edilmiştim; bu etkinlik 1999’da Kudüs Bienali’ne dönüştü (Jerusalem Biennale). Küratörlüğünü Kaspar König’in yaptığı bu ilk bienal eski kentle yeni kenti ayıran eski adı Gehenna (cehennem) şimdiki adı ise, Sultan Havuzu (Sultan’s Pool) olan vadide düzenlendi, 1.3 milyon dolarlık bütçesi ve içeriği açısından nedense ağır eleştiri almıştı. 1996’da ise, Kudüs Vakfı ve Jan van Leer Enstitüsü tarafından düzenlenen Akdeniz Kültürü İçin İsrail Forumu başlıklı bir çalıştaya davet edildim. Bu çalıştayın içerik ve sonucu üstüne yazdığım yazı Arredamento Dergisi’nin Kasım 1996 sayısında yayınlanmıştı. Bu çalıştayda İsrailli aydınların ve danışma kurulu üyelerinin sundukları raporlar ve tezler bir kez daha Akdeniz’in tarihsel-güncel, toplumsal-bireysel, kültürel-dinsel, yerel-küresel, siyasal-ekonomik sorunlarını ortaya döktü ve çözümler önerdi. 1998’den sonra pasaportumda Lübnan, Mısır gibi ülkelerin damgaları olduğu için İsrail’den vize almam zordu; nitekim Ramallah’ta bir konferansa davet edildim, vize verilmedi ve gidemedim. Hoşgörü ve misafirperverlik sona ermişti. 2019’da AİCA Türkiye’nin düzenlediği Kolektif, Ortaklaşma ve Yaratıcı Bilinç başlıklı komşu ülkelerden çağdaş sanat uzmanlarının katılımıyla gerçekleşen konferansa İsrail’den Rachel Sukman davet edildi.
Demokrasisi sağlam olduğu düşünülen İsrail’in çağdaş sanat üretimi genellikle Venedik Bienalleri Pavyonunda dikkati çeker; davet edilen sanatçıların özgürce siyasal ve kültürel eleştirel işler yapabildiğini ve bunu resmi pavyonda sergileyebildiği varsayılırsa da benim izlenimim böyle değil. Yıllar boyunca sanatçıların politik ve kültürel eleştirel çalışmalarını bu kadar özgürce icra edemediklerini ve bunları resmi pavyonda sergileyemediklerini izledim. 2024’de 60. Venedik Bienalinde İsrail pavyonunda yapıtlar yerleştirilmişti; ancak kapılar kapalıydı ve önünde protestolar gerçekleştirildi. Kapıda “ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması konusunda bir anlaşmaya varıldığında” açılacaktır yazıyordu ama bu gerçekleşmedi.
Buna karşın Filistinli sanatçılar bu bienalde, ana sergide ve ayrıca Güney Batı Şeria adlı bir yan etkinlik sergisinde temsil ediliyordu. Güney Batı Şeria’daki sanatçılardan biri olan Dima Srouji şunları söyledi: “Ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması İsrail pavyonu için her zamanki gibi iş anlamına gelebilir ancak geri kalanımız için bu 75 yıllık işgalin ve apartheid statükosunun devamı anlamına geliyor. Sadece 2024’te bir ateşkes için değil, kurtuluşumuz için savaşıyoruz.”[1]
Mevcut koşullarda Filistin’de çağdaş sanat üretiminden, kurumlarından ve Filistinli sanatçılardan söz edebiliyorsak, bunun bir mucize olduğunu biliyoruz. Bu üretim her şeye karşın gerçekleşiyor. Bu kurumlardan en önemlisi olan Al Ma’mal Vakfı 1992’de kurulmuş olan Anadiel Galerisinin çalışmaları üstüne yapılandırılarak 1998’de kuruldu. Ünlü küratör Jack Persekian ve Joumana Abboud’un yönetiminde işlev gördü. Özel galeri Anadiel, 90’ların başındaki barış döneminde hem ticaret amacıyla hem de kültürel iyileştirme ülküsüyle kuruldu; ancak olumsuz ekonomik gelişme galeriyi uluslararası ilişkiler ve iş birlikleri, konuk sanatçı programına yönlendirebildi. Bu sisteme geçişle birlikte genç kuşak Filistinli sanatçıların yeni tekniklerle çalışmalarını ve küresel sanat gelişmelerine ulaşmaları sağlandı. Mona Hatoum gibi diasporadaki ünlü Filistinli sanatçılar burada çalışma olanağı buldu. Al Ma’mal Vakfı’da bu ortamdan güç alan girişimci sanatçı ve mimarlar tarafından Kudüs’ün merkezinde kuruldu. Al Hoash Gallery (Kudüs) ve Sakakini Kültür Merkezi (Ramallah) ve A.M.Qattan Vakfı (Ramallah) Filistin’in diğer önemli üç sanat ve kültür kurumudur. Ramallah’da düzenlenen Qalandiya International iki hafta süren bir tür bienaldi ve çok sayıda STK’nın desteğiyle sergiler, performanslar ve Filistin kentlerini içeren gezilerden oluşuyordu. Qalandiya, İsrail’in Batı Şeria bölgesindeki dev duvarla ayrılmış en büyük mülteci kampıdır ve benzersiz bir ayrışma, parçalanma ve yalnızlaştırma örneğidir.
Filistinli sanatçıların yapıtları İstanbul Bienallerinde yer aldı; 9. İstanbul Bienali’nde Khalil Rabbah’ın 1905’de kurulmuş olan Filistin Doğa Tarihi ve İnsanlık Müzesi’nin 100. yılını kutlamak üzere zeytin ağacından ürettiği nesnelerle gerçekleştirdiği yerleştirmesini izleyebildik. Son dönemde 4. Çanakkale Bienali’nde Filistinli sanatçı Khaled Jarrar’ı davet etme olanağını bulduk. Filistin ilk kez 2009’da Venedik Bienali’nde ünlü sanat tarihçisi Salwa Mikdadi küratörlüğünde varlık gösterdi. Filistin Pavyonu, yine Vittorio Urbani komiserliğinde Giudecca adasındaki manastırlardan birisinde yer aldı ve Rana Sadik ve Samer Younis, The Khalid Shoman Foundation (Darat al Funun), Welfare Association CCC Consolidated Contractors International Company (Khalil Rabah’In yapıtının sponsor olarak) desteği ve 3. Riwaq Biennale’nin katılımıyla gerçekleştirildi. Bu sergi bağlamında ABD’de yaşayan Filistinli sanatçı Emily Jacir, Venedik’in Vaporetto istasyonlarının adlarının yanına aynı adları Arap alfabesiyle eklemek istedi; ancak bienal yönetimi bu projeyi kabul etmedi. Filistin Pavyonu daha sonraki bienallerde yer alamadı.
2010 yılında Belu Simion Fainaru ve Avital Bar Shay tarafından kurulan Akdeniz Bienali 2021’de yine kanlı çatışmalar sürerken HAIFA’daki bir cadde boyunca kamusal veya özel binalarda Birlikte Yaşamak-Sınırları Aşmak (Living Together – Crossing Borders) başlığıyla sunuldu ve tartışma yarattı. Küratörler, 4. Akdeniz Bienali’nin dayanışmayı güçlendirmeyi, mevcut Koronavirüs krizi ve artçı şoklarına yanıt olarak şehrin ortak bir kamusal alan olduğu kavramını derinlemesine incelemeyi amaçladığını, seyahat kısıtlamaları ve sosyal mesafe zamanlarında sınırların ötesinde insanlar arası etkileşimi sürdürdüğünü savunuyordu.
Muhtemelen bu başlık ve kavram bu çatışmaların tırmanışından aylar önce tasarlanmıştı. Ne yazık ki, günümüz koşullarında bu başlık oldukça ironik geliyor. Aralarında Carlos Amorales, Chto Delat, Almaagul Menlibeyava, Ciprian Muresan, Jannis Kounellis ve Nevin Aladağ (Türkiye-Almanya) gibi siyasi olarak muhalif sanatçıların, Türkiye’den Hacer Kıroğlu ve Ali Kazma’nın da bulunduğu katılımcı sanatçılar, bu aşamada bunun kaderin bir oyunu olduğunu fark etmiş olmalılar. Nitekim küratörler ve sanatçılar bu ironinin farkına varmışlar ve bir açıklama yapmışlar: “Şimdiye kadar deneyimlemediğimiz şiddet ve düşmanlıkla başa çıkarak zor günler geçiriyoruz. Sanatçılar olarak, insanlar arasında bir diyalog yaratma ve kazanan veya kaybedenin olmadığı bir tartışmada herkesin söz sahibi olabileceği bir yer yaratma rolümüz ve sorumluluğumuz var…” [2]
5. Akdeniz Bienali ise, savaşın ve kırımın en şiddetli döneminde Ocak-Mart 2024’de Fainaru küratörlüğünde Haifa’da yine çeşitli mekanlarda gerçekleştirildi. Evde Kimse Var Mı başlığıyla sunulan kavramsal metinde şu dikkati çekiyordu: “Evde Kimse Var mı? sorusu, “Ev”in, barınak, sığınak, güvenlik, huzur ve kimliği temsil eden, sakinlerini koruyan istikrarlı bir aidiyet yeri olduğu varsayımına meydan okur. Bu gündelik alanı tanımlayan sınırlar terk edildi ve şimdi her zamankinden daha bulanık. Huzur, kaos ve güvensizlik unsurları, bozulmuş bir normallik deneyimi tarafından ihlal edildi. “Ev” rahatlatıcı olmaktan çok travmatik hale geldi.” Bu bienale tanınmış ve önemli sanatçılar katıldı: AES+F, Elmgreen & Dragset, Carlos Amorales, Guy Ben-Ner, Moshe Gershuni, Ori Gersht, Jenny Holzer, Meirav Heiman, Pavel Wolberg, Yigal Tumarkin, Ziva Yalin, Ciprian Murresan, Alex Mirutziu, Shahar Marcus & Nezaket Ekici, Belu-Simon Fainaru, Adel Abdessemed, Jannis Kounellis, Meinrad Schade, Angelika Sher, Hannah Abu-Hussein, Lela Ahmadzai, Avital Bar-shay, Burak Delier, Almagul Menlibayeva, Or Fainaru, Hacer Kiroglu, Boaz Kaizman, Marina Zaikina.
Jack Persekian, 2003’de küratörlüğünü yaptığı bir serginin ön çalışması için Suriye, Irak, Ürdün, Mısır, Filistin, İsrail arasında gidip gelirken ve sanatçılara ulaşmaya çalışırken karşılaştığı zorluk ve engelleri bir günlük olarak yazıp yayınlamıştı [3]. Bugün durum iyileşmiş değil; tam tersine bu bölgedeki siyasal, ekonomik, toplumsal manzara, böyle bir çalışmayı tümüyle olanaksız kılıyor. Bölgedeki en güçlü Modern ve Post-Modern sanat altyapısına sahip İsrail ile sözünü ettiğimiz diğer bütün ülkelerin hiç bir sanat ve kültür ilişkisi ve işbirliği yok; İsrail, Filistin sanatçılarını hiçbir zaman desteklemedi; dahası engelledi. Bölgede çağdaş sanat altyapısı açısından en güçlü ülke Türkiye’nin Orta Doğu komşularıyla sanat ve kültür ilişkisi her zaman zayıftı ve sorunlu oldu; bölge sanatçıları ancak İstanbul Bienallerine ve küratörlerin ya da galerilerin özel çabalarıyla uluslararası sergilere davet edildiler.
Tüm bu sanatçılar, bölgede ve bölge dışındaki iktidarların beslediği bu olumsuz düzenle başa çıkmak zorundalar. Demokrasi örnekleri olduğu varsayılan ABD ve AB dahil olmak üzere beş kıtadaki tüm ülkelerde ifade özgürlüğünü kısıtlayan ‘tabular’ ve sanat ve kültür iletişim ve iş birliğini engelleyen olaylar ve yasalar var; din, ulusal semboller ve siyasal çıkarlar bunların başlıcalarıdır. Güçlü demokrasilere sahip ülkelerde sansür en düşük seviyede gerçekleşir; demokrasinin zarar gördüğü ülkelerde ise en yüksek seviyede, yani sanatçının hapsedilmesiyle bile gerçekleşir. Örneğin, Arap dünyasında düzenlenen sergilerde kendi ülkelerinde sert muhalif işler üreten sanatçılar oto sansür uyguluyor! Türkiye ve iddia edilen demokrasileriyle İsrail bu coğrafyada bir istisna değil. Bu kaçınılmazdır ve beş kıtadaki birçok ülkede sanatçılar veya küratörler bu gerçeklikle karşı karşıya kalıyor ve ister istemez oto sansür uyguluyor. Ancak, her şeye karşın sanat üretiminde kullanılan kavramlar, yöntemler ve biçimler topluma gerekli mesajı verme gücüne sahiptir. Bu, Sürrealizmin ortaya çıkışından beri geçerli olan bilinçaltına saplanan bir metafor inşa etme yöntemidir. Günümüz sanatının tekinsiz bir güce sahip olduğu açıktır; sanatçının amacı ve gücü eleştiri, uyarı ve çözümler önerir! Bu güce sahip olan uluslararası sanatçılar ve küratörler, karşılıklı füzeler atılırken ve esas olarak Gazze yok edilirken sorumluluklarını ve görevlerini sürdürdüler ve sürdürmeye devam edecekler.
Beral Madra, Mart 2025
*Albert Camus, Başkaldırıyorum, O Halde Varız! Destek Yayınları · 2020
- https://www.theguardian.com/artanddesign/2024/apr/16/artists-refuse-open-israel-pavilion-venice-biennale-ceasefire-gaza
- https://www.facebook.com/belusimion.fainaru)
- Bölgedeki sanat ve kültür üstüne: Jak Persekian’ın 2003’deki makalesi https://16beavergroup.org/journalisms/2003/09/06/jack-a-diary-of-disorientation/

















