Sanat tarihi yalnızca eserlerin ardında bırakılan izlerden değil, bu eserlerin oluşumuna eşlik eden diyaloglardan, tartışmalardan ve düşünce alışverişlerinden de yazılır. Sanat ortamının hafızası, çoğu zaman bu sözlü anlatıların, kişisel tanıklıkların ve paylaşılan deneyimlerin içinde şekillenir. Artcolumn’da başlatılan bu yeni söyleşi dizisi, sanatın bu çok katmanlı belleğini bugünden geleceğe taşımayı amaçlıyor. Sanatçılar, küratörler, koleksiyonerler, galericiler ve eleştirmenlerle yapılacak bu buluşmalar, üretimin, düşüncenin ve paylaşımın birbirine dokunduğu alanları görünür kılacak. Her söyleşi, sanatın sadece bir ifade biçimi değil, bir düşünme ve anlamlandırma pratiği olduğunu hatırlatmayı hedefliyor. Bu diyaloglar, kişisel sezgilerle toplumsal bellek arasındaki geçişleri araştırırken, sanatın bugünkü anlamına ve gelecekteki olasılıklarına dair yeni sorular da açacak. Bu söyleşiler, zamana tanıklık eden bir belge işlevi üstlenirken, sanat tarihinin yazımına da sözlü ve duygusal bir katman eklemeyi amaçlıyor: Sanatın yalnızca görüleni değil, düşünüleni, hissedileni ve paylaşılanı kayda geçirmek.

Öner Kocabeyoğlu ile Koleksiyonerliğin Derin Yapısı
Söyleşi dizisinin ilk konuğu, koleksiyonerliğe yalnızca bir birikim biçimi olarak değil, zaman, bellek ve anlam üzerinden kurulan bir yaşam pratiği olarak yaklaşan Öner Kocabeyoğlu.
Sanatla kurduğu ilişkiyi “bir varoluş biçimi” olarak tanımlayan Kocabeyoğlu, bu söyleşide koleksiyonerliğin içsel katmanlarını, biriktirmenin felsefesini ve sanatla yaşamanın dönüştürücü etkilerini paylaşıyor. Papko Art Collection’un kişisel bir koleksiyondan kamusal bir hafıza alanına dönüşme süreci üzerine düşünürken, sanatın insana sabrı, derinliği ve seçiciliği nasıl öğrettiğini de anlatıyor. Bu sohbet, sanatın yalnızca sahip olunan değil, birlikte düşünülen ve paylaşılan bir alan olduğuna dair güçlü bir hatırlatma niteliğinde.
Derya Yücel: Bir koleksiyonun kaderi bazen bir bakışla başlar. Sizinki de küçük, kırmızı bir Selim Turan tablosuyla… O tabloyu elinize aldığınız an, yalnızca bir sanat eserine değil, zamanın ve belleğin katmanlarına da dokunduğunuzu hissettiniz mi? Sizce bir koleksiyonun ilk eseri, koleksiyonerin kimliğini önceden mi yazar?
Öner Kocabeyoğlu: Tabloyu ilk gördüğümde, ne koleksiyoner olacağımı biliyordum ne de sanatla bu kadar derin bir bağ kuracağımı. Ama o küçük kırmızı Selim Turan tablosu, bende bir şeyleri başlattı. Sanatın sadece estetik değil, zamanla ve bellekle kurduğu ilişkiyi hissettim. İlk eser, koleksiyonerin kimliğini yazmaz belki ama yönünü belirler. O tablo, beni Paris Ekolü’ne götürdü; yoklukla üretilmiş ama ruhu zengin işler arasında bir yolculuğa çıkardı. Bugün dönüp baktığımda, o ilk bakışta bir sezgi vardı; belki de koleksiyonun kaderi gerçekten bir bakışla başlıyor

Derya Yücel: Koleksiyonunuzda Paris Ekolü sanatçılarından günümüz üretimlerine uzanan bir süreklilik var. Bu iki kuşak arasında sizce “zaman” nasıl bir estetik ve etik bağ kuruyor? Bir sanat eserinde zamanın izi mi, yoksa zamansızlık duygusu mu sizi daha çok etkiler?
Öner Kocabeyoğlu: Paris Ekolü sanatçıları, yokluk içinde üretmiş ama evrensel bir dil kurmuş isimler. Bugünün genç sanatçıları ise, başka bir hız ve başka bir bağlam içinde çalışıyor. Zaman, bu iki kuşak arasında hem bir köprü hem bir sınav. Benim için bir eserde zamanın izi çok kıymetli; çünkü o iz, sanatçının yaşadığı dönemin ruhunu taşır. Ama zamansızlık da bir erdemdir. En iyi işler, hem dönemin tanığıdır hem de onu aşar. Koleksiyonumda bu iki duygunun birlikte var olmasını önemsiyorum

Derya Yücel: Koleksiyonunuzda “unique” eserleri tercih ettiğinizi, edisyonlara mesafeli olduğunuzu söylüyorsunuz. Tekrarın, üretimin ve paylaşımın çoğaldığı çağımızda “biriciklik” hâlâ mümkün mü sizce? Bir eseri benzersiz kılan şey sanatçının imzası mı, yoksa izleyicinin ona yüklediği anlam mı?
Öner Kocabeyoğlu: Biriciklik hâlâ mümkün, ama daha zor. Edisyonlar çoğaldıkça, sanatın maddi yönü öne çıkıyor. Benim için bir eserin benzersizliği, sanatçının ona yüklediği niyetle başlar. Ama izleyicinin ona yüklediği anlam, o niyeti dönüştürür. Koleksiyonumda yer alan işler, sadece teknik olarak değil, ruhsal olarak da tek olmalı. Çünkü koleksiyon, biriktirmek değil; seçmek, ayırmak ve anlamlandırmaktır
Derya Yücel: Sanatçıyla tanışmayı önemsediğinizi biliyoruz. Freud’un dediği gibi, sanatçı bilinçdışını görünür kılar. Sizce bir koleksiyoner, sanatçının bilinçdışına tanıklık eden kişi midir? Bu bağlamda, sanatçı–koleksiyoner ilişkisi sizde nasıl bir içsel diyalog yaratıyor?
Öner Kocabeyoğlu: Sanatçıyla tanışmak, bir eseri anlamanın en derin yolu. Eserin ardındaki bilinçdışı, bazen bir sohbetle, bazen bir sessizlikle açığa çıkar. Koleksiyoner, sanatçının iç dünyasına tanıklık eden kişidir ama aynı zamanda ona alan açan, onu koruyan ve onunla yaşayan kişidir. Bu ilişki, zamanla bir dostluğa, bir ortak hafızaya dönüşüyor. Koleksiyonumda yer alan birçok sanatçıyla yıllar içinde kurduğum bağ, sadece eserlerle değil, o eserlerin ruhuyla da yaşadığım bir diyalog oldu.

Derya Yücel: “Sanat artık benim için bir yaşam biçimi” diyorsunuz. Bu cümle, estetik bir beğeniden öte varoluşsal bir seçimi anlatıyor. Sanatla yaşamak sizde nasıl bir bilinç dönüşümüne yol açtı? Sanat, insanın kendiyle ve dünyayla kurduğu ilişki biçimlerini dönüştürebilir mi sizce?
Öner Kocabeyoğlu: Sanatla yaşamak, mekânla, zamanla ve insanla kurduğum ilişkiyi değiştirdi. Artık bir eseri sadece duvara asmak değil, onunla yaşamak, onunla düşünmek ve onunla dönüşmek anlamına geliyor. Sanat, bana sabrı, derinliği ve seçiciliği öğretti. Hayata bakışım değişti; daha çok dinliyor, daha çok görüyor ve daha çok hissediyorum. Sanat, insanın kendini yeniden kurma biçimidir. Bu yüzden koleksiyonum, sadece birikim değil; bir yaşam biçiminin yansımasıdır.
Derya Yücel: Koleksiyonerlik sıklıkla birikim olarak düşünülür; oysa sizde daha çok biriktirmenin anlamı öne çıkıyor. Sizce bir koleksiyon, sahibinin dünyayı anlamlandırma biçimi midir, yoksa dünyayı unutma yöntemi mi? Bir eseri sahiplenmek mi, yoksa onunla yaşamak mı daha derin bir deneyim?
Öner Kocabeyoğlu: Koleksiyon benim için bir birikim değil, bir anlam arayışı. Her eser, bir dönemin, bir ruh halinin, bir karşılaşmanın izini taşıyor. Sahiplenmek, sadece fiziksel bir eylem; ama onunla yaşamak, zamanla o eserin içine yerleşmek demek. Bazen bir eser, bana unuttuklarımı hatırlatıyor; bazen de hatırladıklarımı dönüştürüyor. Koleksiyon, dünyayı anlamlandırma biçimim haline geldi. Her iş, bir soru; her karşılaşma, bir cevap. Bu yüzden koleksiyonum, bir arşiv değil, yaşayan bir organizma gibi.
Derya Yücel: Türkiye’de son yıllarda koleksiyonerlik daha görünür hale geldi. Genç kuşak sanatçılara ve yeni koleksiyonerlere bakınca sizce en çok hangi duyguyu özlüyoruz: merak mı, sabır mı, derinlik mi? Bugünün genç koleksiyoner ve sanatçılarına, sizce hangi ilkeler yön gösterebilir?
Öner Kocabeyoğlu: En çok sabrı özlüyoruz. Merak var, hatta fazlasıyla var. Ama sabır olmadan derinlik oluşmuyor. Genç koleksiyonerlerin hızlıca bir koleksiyon kurmak yerine, zamanla bir bağ kurmalarını önemsiyorum. Sanatçılar için de aynı şey geçerli: üretmek kadar beklemek, dinlemek ve dönüştürmek önemli. Bugünün hızında, sanatın yavaşlığı bir direnç biçimi. Gençlere önerim: seçici olun, dinleyin, sabırlı olun. Koleksiyon bir kimliktir; o kimliği inşa etmek zaman alır.
Derya Yücel: Papko Art Collection artık yalnızca size ait bir alan değil, paylaşılan bir kültürel hafıza mekânı. Bir koleksiyonun kamusallaşması, aidiyeti yeniden tanımlar mı? Sizce bir koleksiyonerin sorumluluğu, sahip olduklarını saklamak mı, yoksa paylaşmak mı olmalı?
Öner Kocabeyoğlu: Koleksiyonumun kamusallaşması, benim için bir dönüm noktası oldu. Sanatla kurduğum kişisel bağ, zamanla kolektif bir hafızaya dönüştü. Paylaşmak, sadece eserleri göstermek değil; o eserlerin taşıdığı hikâyeleri, duyguları ve bağlamları açmak demek. Koleksiyonerin sorumluluğu, saklamak değil; aktarmak. Çünkü sanat, paylaşıldıkça çoğalır. Papko artık sadece benim değil; izleyenin, düşünenin, sorgulayanın da alanı.
Derya Yücel: Koleksiyonlar da tıpkı insanlar gibi yaşar, değişir, soluk alır. Bir gün sizden bağımsız yaşamaya başlayan bir koleksiyon hayal ediyor musunuz?
Öner Kocabeyoğlu: Kesinlikle. Koleksiyonumun benden bağımsız bir yaşamı olması, en büyük hayalim. Benimle başlayan ama benden taşan bir yapı. Zamanla kendi bağlamını kuran, kendi izleyicisini bulan, kendi hafızasını oluşturan bir koleksiyon. Belki bir gün, ben olmadan da konuşan, anlatan, sorgulayan bir yapı haline gelir. Çünkü sanat, kişisel birikimden kamusal diyaloğa geçebildiğinde gerçek anlamını bulur.
Derya Yücel, küratör, sanat yazarı ve AICA Türkiye üyesidir. 100’ü aşkın ulusal ve uluslararası serginin küratörlüğü yapmıştır. KASA Galeri’nin direktörü, BASE’in daimi küratörüdür. Nil Yalter, Semiha Berksoy, İrfan Önürmen ve Nadide Akdeniz üzerine monografiler yayınları arasındadır. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir

















