
Emre Baykal’ın deyişiyle “…sanatsal kariyeri Türkiye çağdaş sanatının gelişim süreciyle eşzamanlı ve başa baş bir hızda ilerlemekle birlikte ona ivme veren söylem ve kaynaklardan beslenmemiş, bu sürece koşut olmaktan ziyade, inatla kendi özgün ve bireysel seyrini takip eden…” İnci Eviner 2009 yılında Lille’de “Harem” ve Paris Mac/Val Müzesi’nde “Yeni Vatandaş” adlı eserlerini sergiledi. Harem daha sonra İstanbul Galeri Nev’de, ardından Londra’da Whitechapel Gallery’de sergilendi. Son dönem çalışmalarını Viyana Sanat Fuarı’nda, yine Viyana’da Mario Mauroner Galerisi ve TBA21’de sergileyen Eviner daha sonra Philadelphia Museum of Art ve Stockholm Bonniers Konsthall’deki çeşitli sergilere katıldı. “Yeni Vatandaş” adlı eseri İstanbul Modern’de Gelenekten Çağdaşa sergisinde yer aldı. Avrupa Parlamento binasıyla ilişkin gerçekleştirdiği video çalışması ise Kore’de Busan Bienali’nde sergilendi.
Röportaj: Ümmühan Kazanç
Sayın İnci Eviner, 1980 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Bölümü’nden mezun oldunuz, 1990’da Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisansınızı tamamladınız ve sırasıyla 2000 yılında Rockefeller Foundation, Bellagio, Como; 2004-2005 arası ISCP, New York; 2005’te Leube, Salzburg; 2008 yılında Cité International des Arts, Paris; 2009 yılında MAC/VAL Musée d’Art Contemporain du Val-de-Marne, Vitry-sur-Seine’de Misafir Sanatçı programlarına katıldınız. Oldukça yoğun bir sanat yolculuğunuz var. Yurt içi ve yurt dışındaki tecrübeleriniz üzerinden Türkiye’de çağdaş sanatı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda Türkiye ve diğer ülkelere olan ilginin artmasına şaşmamak gerek. Güncel sanatı sadece estetik haz üreten bir alan olarak düşünmemek gerekir. Sanat, dünyaya farklı bakmamızı sağlayan dinamikleri açığa çıkarır. Bu nedenle Avrupa ve Amerika merkezli sanat anlayışı zorunlu olarak kaymıştır. Türk sanatçılar uzun zamandır özgün yaklaşımlarıyla bu alanın içindeler. 90’lı yıllardaki ötekine duyulan antropolojik bakış, yerini özgün sanat yapıtlarına bırakmıştır ve Türk sanatçılarının dünyaya farklı bir eleştiri kapasitesi kazandırdığını düşünüyorum.

İstanbul Galeri Nev’de 15, Ankara Galeri Nev’de 3 kişisel sergi gerçekleştirdiniz. Galeri Nev’in yöneticisi Haldun Dostoğlu, yıllardır Türkiye’de çağdaş sanatın gelişimine değerli katkıları olan önemli bir isim. Geçtiğimiz ay da Galeri Nev’de “Kızlar Avrupa’da” isimli yeni video çalışmanız sergilendi. Sanatçı-Galeri ilişkisinin sürekliliğinin sanatçıya katkıları konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye’de 80’li yıllar bol spekülasyonların olduğu yıllardı, dolayısıyla Galerilerin sağlam bir yapının parçası olması beklenemezdi. Kimi galeri kendi kazdığı kuyuya düşerken, kimisi de sanatçıların atölyeden satma hırsı yüzünden yıprandı. Bütün bu çalkantılı yıllardan Galeri Nev sağlam çıktı ve tutarlılığı, çağı yakalama konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Bunu takdir etmemek imkânsız. Süreklilik, çalkantılı bir yerel piyasa, galericilerin müzayedeye yapıt verdiği, bir türlü düzey tutturamayan sanat fuarları gibi etkenler beni iç piyasaya karşı son derece güvensiz yaptı. Galeri Nev-Haldun Dostoğlu’nun varlığı benim için bu uzun ve zor yolun bir çeşit güvencesi oldu. Sanatçı-Galerici ilişkisinin uzun soluklu güzel bir örneğini verdiğimizi düşünüyorum. Galerinin güvencesini arkama alıp hiç bir zaman bunu kullanmadım, çünkü yılların getirdiği dostluk ister istemez sanatçıyı belli bir konfor sıcaklığına doğru çekebiliyor. Bir galeri için sanatçısının çeşitli dönemlerini zamanında yakalayıp izleyiciyi hazırlaması ve dünyayı takip etmesi çok önemli.

Son yıllarda ürettiğiniz “Yeni Vatandaş” ve “Harem” adlı video çalışmalarınız ile kendinize özgü bir dil geliştirdiniz. 2009 yılında Lille’de “Harem” ve Paris Mac/Val Müzesi’nde “Yeni Vatandaş” adlı eserleriniz sergiledi. “Harem” daha sonra İstanbul Galeri Nev’de, ardından Londra’da Whitechapel Gallery’de ve daha birçok uluslararası etkinlikte sergilendi. Çok önemli ve olumlu tepkiler aldı. “Hareketli Resim” olarak tanımlanan bu çalışmalarınızı bir de sizden dinleyebilir miyiz? Peşine düştüğüm soruları tek bir imajla sınırlamak ancak gerçeğin çok küçük bir kısmını ele almak olacaktı. İmaj katmanlarıyla hareket etmek bana çok boyutlu bir görsel dilin yolunu açtığını düşünüyorum. Duvarlarda sınırsız bir resim yaratma sürecini kurguladığım yapıtlarımda, farklı imajları temsil ettikleri bağlamlardan koparıp, yeni anlamlara doğru açıyordum. Topladığım imgeler birbiriyle kurdukları ilişkilerle yeni anlamlar kazanıp yeni hikâyelerin aktörleri oluyorlardı. Video işlerim bu sürecin bir devamı sayılabilir. Kendi sözlüğümün kelimelerini hareketli imgelerle kuruyorum. Böylece zaman ve uzam daha bir derinlik kazanmış oluyor. Bu yaklaşım beni pek çok anlam üretme olanağını bir arada kullanma imkânı sağlıyor. Tıpkı hayatta olduğu gibi, var oluş için pek çok olasılık… İzleyiciyi çok ciddiye aldığımı söylemek isterim, yani basit ironiler ya da mesajlarla izleyicinin kapasitesini küçük görmek istemiyorum. Kişisel hayatlarımız ve politik var oluşumuz, bütün bu kompleks yapının arasında dolaşıp anlık pırıltılar yakalamayı ve hayata, izleyici üzerinden tekrar iade etmeyi seviyorum.

“Kızlar Avrupa’da” isimli, yeni video çalışmanızda da sürprizleriniz devam ediyor. Merakın, terörün, aşkın, eğlencenin, umudun, utangaç kızların, töre cinayetlerinin ve kuş yuvalarının izlerini taşıyan bu çalışmanız ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Neden kızlar Avrupa haritasının üzerindeler?
Kızlar bedenlerini göçmenlere devrediyorlar. Avrupa göçmenler için bir umut olmaya devam ediyor ve Avrupa insan haklarını tartışırken, yasa koyarken göçmenlerin durumunu göz ardı ediyor. Sosyal devletin olduğu yerde göçmenin neden olduğu kriz, demokrasi kavramını da yeniden düşünmemizi sağlıyor. Tıpkı Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini tartışırken Avrupa’nın kendi çelişkileriyle karşılaşması gibi. Kızlar gezgin bedenleri ile göçmenleri oynuyorlar. Bu bir işgale benziyor ya da bir varlık alanı talep etmek olabilir. Kızlar kendi hayalleri ve beklentileri ile yola çıkarlar ama yapıta kılavuzluk eden metinde hep bir uyarı vardır.

Genel olarak tuvallerinizde kâğıt üzerine mürekkep tadında oluşturulmuş, bir yere ait olmayan, mısır hiyerogliflerini anımsatan yan yana ya da üst üste dizilmiş insan ve hayvan figürleri, siluetleri görüyoruz.
Desenle başlayan sorgulama, duvarlara yayıldı, oradan da video tekniğinin yardımıyla hareketli resimlere doğru dönüştü. Oluşturduğum bu imge-yazılar, yan yana getirilmiş imgeler, yeni imgelerin oluşmasına olanak tanıyor. Bir tek imge yaratmanın imkânsızlığı içinde bu katmanları oluşturuyorum. İzleyici bu katmanlara dâhil olup, kendi hayal gücüyle yapıta katkıda bulunabilir. Yapıtın içine gizlenmiş çok sayıda hikâye aynı zamanda bireysel ve tarihsel hafızamızı da harekete geçirir. Görselliğin arkası da olup bitene dikkat çekerken, görselliğin ve estetik zevkin tuzaklarını kullanmayı seviyorum. Bu oyun bizim güzel sanatlara duyduğumuz güveni de alt üst eder.

İstanbul Modern’de gerçekleşen “Gelenekten Çağdaşa” adlı sergide 60 metrekarelik bir yüzeye yerleştirdiğiniz ve geleneksel temsile ilişkin yaklaşımları sorgulayan “Yeni Vatandaş” adlı bir enstalasyonunuz vardı. Resim, enstalasyon, video… Benim hatırladığım kadarıyla heykel haricinde plastik sanatların hemen hemen her alanında eser üretiyorsunuz. Bu çok çeşitlilik bir anlamda sizin kişiliğinizi de yansıtıyor olmalı. İnci Eviner -sanat dışında- günlük yaşamında neler yapar, nelerden hoşlanır?
Aslında hepsi aynı sorunun peşinde koşarken bulduğum uygun anlatım olanaklarıdır. Herkes gibi yaşarım ama herkes gibi düşünmem.
Önemli uluslararası sergi, bienal ve fuarlarda ülkemizi en çok temsil eden sanatçılarımızdan birisiniz. Son olarak yakın zamandaki projelerinizi öğrenebilir miyiz?
Paris’te 5 aylık bir süre için SAM Art Project bursuyla bulunuyorum. Bu bursun sonucunda Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris, Salle Noir’de kişisel sergim olacak. Oldukça geniş bir alanda yer alacak serginin önemli bir parçası olan “Parlamento” işini tamamlayacak üç yeni videonun post prodüksiyonuyla ilgileniyorum.
NOT: Röportaj ilk olarak ARTAM Global Art & Design Dergisinin 9. Sayısında yayınlanmıştır.

















